Yazar Hakkında

Buraya belki merakla tıklayarak geldiniz. Ancak isim cisimden çok, kim ve ne olduğum üzerine bilgi verirsem işinize daha çok yarayabilir. 1996 yılına kadar bilgisayar ve internet denildiği zaman karşımdakine bıyıkaltından aşşağılayıcı ve alaycı bir gülümsemeyle bakan bir insandım. Çünkü o yıllarda bilgisayarlar Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde bir odada kapalı tutulur, o odada bilgisayarları kullanmak ve internete girmek izinle mümkün olurdu. Ben genelde Hacettepe Beytepe Kampüsü’nde rock müzik üzerine tartışmalar yapıp derslere girmek yerine kantinde vakit geçiriyordum. Ancak Ankara Bahçelievler’deki mahalle arkadaşlarımın inek ve O.D.T.Ü lü olanlarından duyuyorduk bu internet denen yeni fenomeni.

1996 da binbir maceradan sonra İsveç’in başkenti Stockholm’e demir attım hayatımın geri kalanını geçirmek üzere. İnternet ile tanışmam da bunu takip eden senelerde başlamıştır. Fazla uzatmadan daha kişisel bilgilere geçecek olursak,

Amatör olarak blog yazmaya başlayalı birkaç sene oldu galiba, bilemiyorum zaman mefhumum kalmadı pek. Öteki blogu tanıyan tanıyor, burada reklamını yapmam gereksiz.

Filozofik olarak 15 yaşımdan beri rasyonel bir temele dayandırdığım ateist dünya görüşünü benimsiyorum. Tüm organize dinlerin veya hokus-pokus dinlerinin gerçekler üzerindeki monopollük iddiasına ve dini politikaya alet edenlere şiddetle karşıyım.

Politik olarak, ekonomide ve özel hayatta kayıtsız, şartsız özgürlükten yanayım. Bu özgürlüğü engelleyici kuvvetler devlet eliyle uygulanıyorsa en başta ona karşıyım. Eğer görüşlerimi bir etiket bulutu ile açıklayacak olsaydım individualist, serbest piyasa, globalizm, hümanizm, enformasyon edinme özgürlüğü, çoğulcu, multi-kulti (toplumda çokkültürlülük) gibi kelimeleri öncelikle seçerdim.

Tabii ki bu etiket bulutuna paralel olarak karşısında bulunduğum ve mücadele etmeye çalıştığım şeyler korporativizm, kollektivizm (sosyalizm, teokrati, konservatizm) milliyetçilik, devletçilik, ahlakçılık ve gelenekçilik sayılabilecek belli başlıları.

Birey toplumun en küçük parçasıdır. Devlet de elindeki tüm imkanlarla bireyin ihtiyaçlarını gidermek için tüm imkanlarını seferber etmelidir. Yani devlet birey için vardır, yoksa tersi değil. Bundan yola çıkarak herzaman için bireyin devlete karşı otonomluğu olduğunu da belirtmemiz gerekir.

Yukarda yazdıklarımdan yola çıkarak, Türkiye’de herhangi bir siyasi partiye sempati duymadığım kolayca anlaşılacaktır. ”Sempati duymamak” çook ama çook hafif kaçan bir anlatım şekli oldu belki ama diğer anlatım şeklini öbür blogda bıraktım. Burada biraz böyle gitsin bakalım.

Türkiye’deki siyasi partilere olan duygusal yakınlığım bu merkezdeyken, 14 yıldır yaşadığım İsveç’de de durum bundan çok farklı değil. Soldan sağa kadar geniş bir yelpazede oy kullandıktan sonra en son geçen sene AB parlamento seçimlerinde İsveç Korsan Partisi (Piratpartiet) için oy kullandım. Zannedersem bundan sonra da böyle gidecektir.