İspanya kültür bakanı Angeles González-Sinde cuma günü İspanyol Tv sinde yaptığı açıklamada Fransızların HADOPI’sine benzer ”three strikes” kanunu benzeri bir kanunun İspanya için gündemde olmadığını ve hükümetin internet kullanıcılarını cezalandırmak gibi bir niyeti olmadığını açıkca ifade etti. Ancak bakan telif hakları ile korunan eserleri internette ticari amaçla paylaşıma açanların üzerine de şiddetle gidileceğini vurguladı.
AB üyesi ülkelerde sesini yükseltmeye başlayan Korsan Parti hareketlerinin ortak prensiplerine ters düşmeyen bir kültür bakanına üye ülkelerin en azından yarısında ihtiyacımız var. Girmeyi düşündüğümüz AB nin biz daha girmeden bize benzemesi bu ülkede değişmesi gereken şeylerin farkında olan insanlar için büyük hayal kırıklığı yaratır. ABD’nin her düdük sesinden sonra ne kadar yükseğe sıçrayacağını soran eski kıta Avrupa’nın böylesine onurlu politikacılara ihtiyacı var. İspanya’nın bu tavrı, yanıbaşındaki komşusunun Fransa olması sebebiyle daha da anlamlı. Bunu Amerikalılar da çok iyi biliyor. Zira İspanyol mahkemeleri daha önceleri defalarca P2P üzerinden dosya paylaşımının illegal olmadığı yönünde kararlar aldılar.
Hükümet bu şarkıyı söylerken İspanya internet hizmet sağlayıcılarının branş örgütü Redtel‘in sözcüsü Miguel Canalejo‘nun ise ayrı telden çalmadığını izlemek zor deği. Canalejo tüm bu kavgaların sebebinni çağa, teknolojiye uygun iş modelleri yaratamamış olan kültür & sanat, eğlence sektörü kartellerinin üzerine yıkıyor. Zavallı artistin, yazarın nasıl para kazanacağını düşünenler için yeni bir haber olabilir, bazı kesimler ise en başından beri işaret ediyor; internet kullanıcıları bu krizin sorumlusu olan taraf değil !!!
İlginçtir ki bugün telif haklarını ve internette dosya paylaşımını siyasi arenasına taşımış tüm gelişmiş ülkeler ekonomik sistem olarak ”piyasa ekonomisini” benimsemiş olanlar. Yani özel şirketlerin adil bir rekabet ortamında ürünlerini piyasaya sürerken, üretim ve dağıtımın getirdiği ekonomik külfetleri, bunların değişen teknolojiye bağlı olarak yarattığı maliyet düşüşlerini de gözönüne alarak ürünlerin kalite ve fiyat enstrümanlarını kullanarak birbiriyle rekabet halinde olmasını gerektiriyor. Ekonomiden sokaktaki bir vatandaştan daha fazla anlamasam da bu kadarını formule etmeyi başarabildim. Peki öyleyse büyük şirketler neden çağın dışında kalıp bu oyunu beremeyince mızıkçılık yapan şımarık çocuklar gibi devlet babalarına koşup onlardan diğer çocuğu, yani internet kullanıcılarını tokatlamalasını istiyor?

Diyalog ve şeffaflık Danimarka hükümetinin IT politikasındaki iki ana hedefi. 2011 e kadar da bu hedeflere ulaşmaya kararlılar.
Devlet daha akıllı ve şeffaf olmalı vatandaşı ile iletişiminde. Reboot toplantısında işlenen önemli konulardan biri de buydu önceki hafta. Ana hatlarıyla 3 önemli noktanın üzerinde duruldu.
- Enformasyona kolay erişim
- Diyalog
- Şeffaflık
Reboot uluslararası bir konferans. Dünyanın heryerinden katılımcısı var. Esas olarak Reboot yeni fikirler sahiplerinin, entrepenörlerin buluştuğu bir organizasyon. Burada konuşulanlar tabii ki devlet dediğimiz dinazorun gündeminden çok daha aktüel.
Konferansta çokca konuşulan, hükümetlerin bilgiyi vatandaşlarıyla neden bu kadar az paylaştığıydı. Örneğin, neden vatandaş Läntmäteriet’den (bizdeki tapu kadastro) bilgi alırken para ödemek zorunda? (bizdeki sistemi bilmiyorum, burada bahsi geçen Danimarka). Memur neden istenilen haritanın elektronik bir kopyasını emaile yapıştırıp vatandaşa gönderemiyor? Onun yerine bilgisayarının başına oturup aldığı çıktıyı zarfa koyup, postalıyor…
Bir kere istenilen bilgi herkes açık ve erişimi kolay olmalı.
Çevre düşünülerek bu bilgi alışverişinin otomasyonunu düzenlemek.
Devlet dairesindeki iş yükünü azaltıcı ve efektiviteyi arttırıcı çözmüler üretilmeli
ABD bu trendi yakalamışa benziyor data.gov ile. Son derece başarılı bir örnek ve büyük oranda direk olarak kopyalanabilecek bir sistem. Devlet İstatistik Enstitüsüne birkaç tıklama ile girebileceğinizi, adalet bakanlığından istediğiniz dava ile ilgili bilgiyi, Telekomünikasyon Başkanlığı’ndan hangi sitenin neden erişime engellendiğini araya memuru, beklemeyi, akrabayı sokmadan halledebilmek…
Tabii bu hizmetlerden faydalanırken vatandaşa kimlik sorulmaması enformasyona erişimi kolaylaştıracak, atlanmaması gereken, önemli bir nokta.
Son günlerin aktüel konusu İran seçimleri ve hemen ardından patlak veren olaylar. Her yerde siz de okudunuz, o yüzden aynı bilgilerin tekrar üzerinden geçmenin bir anlamı yok. Ayrıca Barış Atasoy‘un İran ve seçimleri üzerine yazdığı blog postu da okumanızı tavsiye ederim. Ama ben olayı komünikasyon özgürlüğü ve sansür açısından ele almaya çalışayım bu yazıda.
Anonim bir İsveçli blogger IRC üzerinden aldığı enformasyonu paylaştı. Bu bilgilere göre, şu anda Iran Islam Cumhuriyetinde elektronik komünikasyonun halihazırdaki durumu şu:
* Gmail and GTalk are shut down
* Yahoo is shut down
* AIM is most likely shut down
* Phone lines are down
* HTTPS and other such protocols are down
* Iranian ISPs have been shut down
* They are trying very hard to close down the Iranian connexion to twitter and giving proxies they control in order to track down people (fake proxies run by feebs)
Tüm sosyal ağlar, haberleşme ve enformasyon alma kanalları tıkanmış durumda. Tabii ülkenin içinde bulunduğu şu anki durum özellikle orada olan bitenlerin dakika dakika rapor edilmesini gerektiriyor.Çünkü işin politika yönü ne olursa olsun, şu an insanlar kovalanıyor, binalar yakılıyor…
Kaka çocuk muamelesi gören ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içersinde ulaşımına engel koyulan The Pirate Bay’in insiyatifi ile İran’a komünikasyon özgürlüğünü geri vermek için bir proje başlatıldı alelacele.
Tabii şu an bilgisayarınızdaki normal ayarlarla göremiyorsunuz. Ama bir şekilde TPB sitesine geldiğiniz zaman, logoları olan korsan gemisi yeşile boyanmış bir şekilde sizi karşılıyor. Altında da kocaman harflerle The Persian Bay, yazıyor. Logoya tıkladığınızda ise WhyWeProtest adlı siteye geliyorsunuz. İşte TPB nin İran’a iletişim özgürlüğünü vermek amacıyla hazırladığı, ülkenin Twitter’dan sonra dünyaya açılan bir başka kanalı.
TPB basın sözcüsü Peter Sunde TOR tekniği ve proxy hizmetleri kullanarak bu kanalı açtıklarınından bahsetti. TOR, internetin üzerinde ikinci bir net vazifesi gören tekniğin adı. TOR tekniği, internet üzerinden data transferinde kimin gönderici, kimin alıcı olduğunu belirlemeye çalışan yöntemlere karşı son derece efektif. TOR sayesinde trafiği dinlemek ve durdurmak dışarıdan oldukça zor.
Peter Sunde, The Pirate bay olarak politik bir tavır almadıklarını, olaya tamamen komünikasyon özgürlüğü olarak baktıklarını belirtti… Ve ekledi…
”Demokrasi ve ifade özgürlüğü yaşamamız için fundamental değerler. Onlarsız olmamız düşünülemez. Ne pahasına olursa olsun savunmak zorundayız”

Son Yorumlar