<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Postdijital &#187; Konu Dışı</title>
	<atom:link href="http://postdijital.com/category/konu-disi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://postdijital.com</link>
	<description>copy me &#38; copyleft</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Dec 2011 12:35:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Kimsenin inancına karışmamalıyız!&#8230; Mı?</title>
		<link>http://postdijital.com/kimsenin-inancina-karismamaliyiz-mi/</link>
		<comments>http://postdijital.com/kimsenin-inancina-karismamaliyiz-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Sep 2011 15:21:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce ve İfade Özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Konu Dışı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://postdijital.com/?p=476</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlık ve insan aklı, vermesi gereken en zor sınavları veriyor şu günlerde. Ekonomik kriz, çevre kirliliği, savaşlar, enerji problemi, açlık, salgın hastalıklar, terörizm, Afrika ve Arap ülkelerinin özgürlük ve demokrasi arayışı, ulus devletlerin ve köhne sistemlerin birbiri ardına ve gürültüyle sallanması, bunlar sallanırken yerlerine gelecek olanların belirsizliği&#8230; Eğer tüm bu problemleri kahve falına ya da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fpostdijital.com%2Fkimsenin-inancina-karismamaliyiz-mi%2F"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fpostdijital.com%2Fkimsenin-inancina-karismamaliyiz-mi%2F&amp;style=normal&amp;b=2" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>İnsanlık ve insan aklı, vermesi gereken en zor sınavları veriyor şu günlerde. Ekonomik kriz, çevre kirliliği, savaşlar, enerji problemi, açlık, salgın hastalıklar, terörizm, Afrika ve Arap ülkelerinin özgürlük ve demokrasi arayışı, ulus devletlerin ve köhne sistemlerin birbiri ardına ve gürültüyle sallanması, bunlar sallanırken yerlerine gelecek olanların belirsizliği&#8230;</p>
<p>Eğer tüm bu problemleri kahve falına ya da binlerce yıl önce yazılmış kutsal kitaplara bakarak, onları tercüme edip yorumlamaya çalışarak çözmeye kalkacak olsaydık büyük bir ihtimalle çuvallardık. Buraya kadar herhalde namaz kılanınız da, çocuğunu vaftiz ettireniniz de benimle aynı fikirdesiniz.  Ancak muhtemelen yazının bundan sonrasında, <strong>inançlara saygı ve başkalarının dini inançları hakkında fikir belirtme hakkımızın olup olmadığı</strong> üzerine çoğunuzla görüş ayrılığına düşeceğim.</p>
<p>Gerçekten de bugün yalnızca bizim toplumumuzda değil, neredeyse tüm toplumlarda başkalarının inançları üzerine atıp tutmak, özellikle sert eleştirilerde bulunmak, bir tabu. Benim gibi dinlerin toplumlar ve bireyler üzerindeki etkileri için endişelenenlerin, zaman zaman tanık olmak zorunda bırakıldıkları <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mass_hysteria" target="_blank">mass hysteria</a> örneği vak&#8217;alarda verdikleri tepkilerin tepki çekmemesi için (!) sık başvurduğu bir taktik var: <strong>Kamusal alanı ve özel alanı ayırmak!</strong></p>
<p>Bu taktik sayesinde hem toplumda yer etmiş bazı dini enstitüleri, öğretileri, bireysel ve kurumsal aşırılıkları eleştirebiliyor, hem de çizmeyi aşmamış oluyoruz. Fatura ödemek için gittiğimiz elektrik idaresindeki gişe memurunun, masasını namaza gitmek için terk etmiş olması, kamusal alana girdiğinden çok rahatlıkla eleştirilebilirken, 6 yaşındaki kızını Kur&#8217;an kursuna  göndermek isteyen bir babayı eleştirmek veya akrabasının inançsız biri ile evlenmesinin o nikaha gitmeyi caiz kılıp kılmayacağını soran bir kişiye  <em><strong>&#8221;titre ve kendine gel&#8221;</strong></em> tadında verdiğimiz bir cevap, şiddetli tepkilerle karşılanabiliyor. İşte bu tepkileri almamak, karşıt görüşteki insanlarla birbirine saygılı ve barış içinde yaşamak için sekülaristlerin etek altında bacaklarına yazdıkları, yeri gelince eteği kaldırıp kopya çektikleri formül kısaca şöyle:</p>
<blockquote><p><strong>Bir insanın inancı yalnız kendini ilgilendirir. Biz sekülaristler, eleştiri hakkımızı yalnızca dinin politikaya karıştırıldığı, toplumdaki seküler hayatı tehdit eder halde geldiği durumlarda kullanmalıyız.</strong></p></blockquote>
<p>Yazının bundan sonraki bölümünde, yukardaki paragrafta ifade ettiğim, artık neredeyse karşılıklı olarak iki taraftan da kabul görmüş ve betonlaşmış bu durum halinin (status quo) aslında ne kadar yanlış olduğu, tam tersine sorumlu bir birey olarak başkalarının inançlarına karışmakta, eleştirmekte neden çok haklı nedenlerimiz bulunduğunu anlatmaya çalışacağım.</p>
<p>Bu çabam bir ölçüde cami duvarına işemekle eş olduğundan, daha en başında bazı yanlış anlaşılabilecek noktaları çok net olarak geçmem iyi olacak.</p>
<p>Her şeyden önce, kendim için hiç utanmadan ve boynumu bükmeden istediğim, BM insan hakları beyannamesi ve anayasa ile bana tanınmış olan düşünce ve ifade özgürlüğünü, asla ve asla benim gibi düşünmeyen, yaşamayan insanlardan esirgiyor olmam düşünülemez. Herhangi bir yöntemle insanların inandıkları şeyleri, ne kadar saçma olurlarsa olsun dile getirmelerini, elimde bir güç olsa dahi engellemezdim. Bunu da sadece özgürlük anlayışımın bir gereği olarak değil, kendi yaşamak istediğim, hayal ettiğim bir topluma giden yolda son derece pragmatik bir yaklaşım olduğu için de benimsiyorum. İnanç özgürlüğü dahil herhangi bir özgürlüğün kısıtlanması aktif bir şiddet uygulamasıdır. Şiddet ise karşı şiddeti doğurur.</p>
<p>Benim çok mütevazi bir isteğim var:</p>
<p>Kendim gibi düşünmeyen, inanmayan insanların görüşlerini, <em><strong>&#8221;artık bu kadar da saçmalık olmaz, yeter&#8221;</strong></em> dediğim yerde istediğim şekilde karşılayabilmk, yanlışlarını görmeleri veya o toplulukta nötr bir şekilde tartışmayı izleyenleri kendi tarafıma çekebilmek için becerebildiğim ve uygun gördüğüm şekilde retorik kullanarak, davamı haklı gördüğüm yere taşıyabilmek.</p>
<p>Kısa bir zaman önce böyle bir tartışma yaşadım. Artçı dalgalarında geldiği  bu tartışmanın sonunda, yukarda bahsettiğim Status Quo&#8217;dan çıkamadığımızı bana hatırlatan biri oldu.</p>
<blockquote><p><strong>Dostum, insanlar inandığı gibi yaşama hakkına sahiplerse, inançlar ve ritüeller neden dört duvar arasına girmek zorunda oluyor ki?</strong></p></blockquote>
<p>Bu, status quo&#8217;nun bir ucunda bulunan sekülaristler için tabuları yıkmamak, başları ağrıtmamak adına diğer uçtaki inançlılardan talep edilen, ama karşılanması en azından şu görüldüğü hali ile özellikle müslüman toplumlarda pek de mümkün olmayan <em><strong>&#8221;inancını kendin yaşa, kimsenin gözüne sokma, dayatma&#8221;</strong></em> mesajına karşılık bir soruydu. Ve bu mesajın uygulanabilir örneklerini aramak, kafaları oldukça karıştırıyordu.</p>
<p>Biraz düşündükten sonra vardığım sonuç şu:</p>
<p>Soruyu soran kişi nispeten haklı. <strong>Din ve inanç hiçbir zaman kişiye özel olmadı, dört duvarın arasına girmedi</strong>. Zavallı sekülaristlerin bu iddiası, güdük bir temenni yalnızca. Yer yer bunu başarabilen toplumların havasını aramızdan bazılarının hasbelkader soluyor olması, yeni medya alışkanlıkları sayesinde o toplumlardan parazitli ekran görüntülerini kendi odamıza ara sıra getiriyor olmamız bizi yanıltmış olmalı. Büyük resim çok farklı!</p>
<h2>George Bush: &#8216;God told me to end the tyranny in Iraq&#8217;</h2>
<p>Bakın, bugün ABD halkının % 44 ü, gelecek 50 yıl içinde İsa&#8217;nın dünyaya döneceğine inanıyor.</p>
<p>ABD&#8217;yi Bush gibileri yönettiği için mi % 44 ün inancı bu yönde, yoksa % 44 ün desteği daima Bush ve benzerlerini o koltuğa mı oturtacak? Ya da ikisi birden mi?  Konumuzla ilgili şu gerçeği de büyük harflerle yazalım:</p>
<p><strong>SAVAŞ, BİR DEVLETİN SAHİP OLDUĞU EN BÜYÜK ŞİRKET! </strong></p>
<p>Bu gerçeğin üzerine, tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden birini yaşayan, dünya kaynaklarının büyük kısmını tek başına tüketen, doğaya herkesten fazla atık bırakan, uluslararası politikada hala büyük ağırlığa sahip olan, nükleer başlıklı füzeleri kilometrekarelerce hangarları dolduran bu ülkede, hep beraber tekrar edelim, <strong>halkın % 44 ü İsa&#8217;nın yakın bir zamanda dünyaya geleceğine inanıyor!</strong></p>
<p>Bir sonra gelecek yeni Bush&#8217;ların veya Putin&#8217;lerin &#8221;kendilerine sakladıkları ve dört duvar arasında yaşadıkları&#8221; (!)  inançları ile</p>
<p>- temsil ettikleri halklarını nelere ikna etmeye çalışacakları,</p>
<p>- sade vatandaşların bir karıncaya bile zarar vermeden, mahalle komşuları ile barış içinde yaşarken, hangi savaşlara nasıl ikna olacakları,</p>
<p>- bu ikna olma sürecinde kendi inançlarının ne derecede etkili olacağı</p>
<p>falan dünyanın geri kalanı için kocaman bir rus ruleti.</p>
<p>Bayernli bir polis memurunun üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelen <strong>Joseph Alois Ratzinger</strong> henüz ismiyle çağrılıyorken bizim gibi sıradan bir vatandaştı. Dünyadaki 1,5 milyar insana ruhani liderlik yapmaya başlaması, <strong>Johannes Paulus II</strong> olarak çağrılmaya başladığı dönemlere denk düşüyor. Ratzinger&#8217;in sıradan bir insanken edindiği inançları, Papa olduğunda  prezervatif kullanımının aktif bir şekilde Afrika&#8217;daki misyonerler tarafından sabote edilmesi sonucunu doğuracaktı. Afrika kıtasında AIDS li olarak dünyaya gelen yüzbinlerce çocuğun her birinin Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler gibi iki &#8221;seküler&#8221; kuruluşun istatistiklerinde yalnızca birer sayı olmaktan ileri gidememesinin acı bir karikatürü.</p>
<p>1,5 milyarlık katolik aleminde aklıbaşında tek bir katoliğin, Vatikan&#8217;ın başına kimin geçeceği konusunda ne kadar rol oynayabileceğini bilmiyorum. Ama demokrasi ile yönetilen ABD&#8217;de, aklıbaşında bir Amerikalı&#8217;nın kimin başkan olacağını belirlemek için 150 milyonda 1 oyu var.</p>
<p>Elit politikacılara ve ruhban sınıfına ulaşmak mümkün görünmüyor bu sistemde. Tek şans, bu sistemin devam etmesini sağlayan ve &#8221;dünyanın öküzün boynuzlarında döndüğünü&#8221; sananları tekrar dünyaya döndürmek.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://postdijital.com/kimsenin-inancina-karismamaliyiz-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>9,5 tan 10</title>
		<link>http://postdijital.com/95-tan-10/</link>
		<comments>http://postdijital.com/95-tan-10/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 19:37:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aklıma Takılanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Konu Dışı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://postdijital.com/?p=269</guid>
		<description><![CDATA[Gazetelere düşen &#8221;ateist ve liberallerin genele nazaran daha yüksek IQ ya sahip olması&#8221; haberi histerik bir şekilde tüketildi, yorumlandı, lanetlendi, kendine pay çıkaranlar oldu. Tekrarlamayı gereksiz görüyorum tüm bunları. Görüşler, yorumlar farklılık gösterecektir. Böyle bir sonuca kendim 20 sene önce vardığım için, araştırmanın kalitesini ve tatmin edici olup olmadığını kontrol etmedim. Ancak Kanazawa&#8217;nın bu çalışması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fpostdijital.com%2F95-tan-10%2F"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fpostdijital.com%2F95-tan-10%2F&amp;style=normal&amp;b=2" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Gazetelere düşen<strong><em> <a href="http://www.agnostik.org/12033-ateist-ve-liberaller-daha-akilli.html" target="_blank">&#8221;ateist ve liberallerin genele nazaran daha yüksek IQ ya sahip olması&#8221;</a></em></strong> haberi histerik bir şekilde tüketildi, yorumlandı, lanetlendi, kendine pay çıkaranlar oldu.  Tekrarlamayı gereksiz görüyorum tüm bunları. Görüşler, yorumlar farklılık gösterecektir. Böyle bir sonuca kendim 20 sene önce vardığım için, araştırmanın kalitesini ve tatmin edici olup olmadığını kontrol etmedim. Ancak <strong><a href="http://www.sciencedaily.com/releases/2010/02/100224132655.htm" target="_blank">Kanazaw</a></strong><a href="http://www.sciencedaily.com/releases/2010/02/100224132655.htm" target="_blank">a&#8217;nın bu çalışması</a> işkembeden sallama bile olsa, çok kısa bir araştırma sonucu forumlardan ve gazetelerin yorumlar kısmından, raporun sonucuna itiraz edenlerin elinde patlayacak bol malzeme elde edilebilir. Çünkü zeka, yokluğu en kolay farkedilen şey.  Araştırmayı çoğunuz gibi ben de bizzat alıp, incelemedim. Ana hatlarını anlamakta zorluk çekecek bir taraf yok ama. Zekanın göstergesi olarak, memeli bir hayvan olan insanın primitiv halini bırakıp, evrimi yaşamının bir parçası haline sokmasını şart koşuyor Kanazawa.  <a href="http://www.haberler.com/diziler-toplumsal-degerleri-zedeliyor-2-haberi/" target="_blank">Muhafazakarların en belirgin özelliği olan aile ve toplum değerler</a>i aslında sürü halinde yaşayan hayvanlarda da görülen, evrimin tanımladığı bir özellik. İlkönce kabileni, sürünü, aileni dış tehditlerden koruyacaksın. Bu güdü insanın doğasında var. Burada liberalleri ve ateistleri muhafazkarlardan, dindarlardan ayıran özellik ise, aramızda ırk, cins, kan, din, kültür, genetik bağ vb ayrımı yapmaksızın tüm toplumları, insan gruplarını kendine dert edinen bir empati geliştirmiş olmamız. Bu açıdan bakıldığında, bir liberalin neden hem ateist olup, hem de başörtüsü ile üniversiteye girme hakkının savunuculuğuna soyunduğu veya <strong>ülkeye özel şartlarda demokrasi</strong>yi değil, evrensel tanımıyla % 100 demokrasiyi yaşadığı topluma empoze etme çabası içinde kendini helak ettiği daha anlaşılabilir olmalı.  Kendi varoluşunda, default olarak bünyesine aldığı değerleri yıkıp, yerine mantık, bilgi ve etik ile yoğurduğu, insan yapısı değerleri alma çabasıdır bu. Belki tüm bu çabalara, <strong>insan neslinin gelecekteki versiyonunun bir prototipini yaratma çabası</strong> olarak da bakabiliriz.  <strong>Homo Sapiens Futuriensis</strong> diye adlandıralım biz bu prototipi.  Kendine verilenle yetinmeyen, aileden ve toplumdan gelen hazır dogmalara teslim olmayan homo sapiens futuriensis, çok doğal olarak hayata ateist bir bakış açısı ile bakacaktır. Şimşek, ateş, deprem, yağmur veya ölümden sonra hayat&#8217;ın arkasındaki sebep-sonuç ilişkilerini arama çabası, Kro Magnon insanından beri hep aynı kırmızı çizgiyi takip etti. Kim diyebilir ki, Homo Sapiens&#8217;in Manitu, Göktengri ve Allah&#8217;a olan inançları, bu inançlara olan ihtiyaçları, birbirinden farklıydı?  Bu &#8216;<strong><em>&#8216;inanmak&#8221;</em></strong> trendi de hiç şüphesiz <strong>Homo Sapiens Futuriensis</strong>&#8216;in <strong><em>&#8221;öğrenmek, bilmek&#8221;</em></strong> trendi ile yer değiştirecek. Prototip bunun üzerine çalışıyor.  Kanazawa&#8217;nın araştırmasında bir başka nokta daha var, üzerinde durulması gereken. Yukarıda yazdıklarıma paralel olarak,</p>
<blockquote><p><strong>Homo Sapiens&#8217;in erkek olanı, evrim sürecinde kendi payına düşen &#8221;predator&#8221; rolünü de terkedebilecek mi?</strong></p></blockquote>
<p>Yani hayatı boyunca mümkün olduğu kadar çok dişiyi dölleme isteğinden, sürekli yenilik ve heyecan arama güdüsünden vazgeçirebilecek mi kendini?  Tüm bildiklerime dayanarak yaptığım tahminler bana, Homo Sapiens Futuriensis&#8217;in insanlığın OS (işletim sistemi) ni hazırlayıp, işletime soktuktan sonra, bir &#8221;update&#8221; olarak bunu da getireceğini söylüyor.  Bu &#8221;update&#8221; deki tek problem, predator&#8217;un bu güdüsünün ardından giderken yaptığı buluşları, yazdığı romanları, sert mermerden oyduğu heykelleri, keşfettiği kıtaları bir kazaya uğratmamak.  Bugün dahi bu çabanın gitmek istediği yolu ve meyvelerini ikili ilişkilerde görmek mümkün. Homo Sapiens Futuriensis elinde tuttuğu en güçlü silahını, yani beynini ve iletişim kabiliyetini kullanarak, birlikte yaşamın en önemli elementlerinden olan ihtiraslı, doyurucu bir seks için eşine bilincinin derinliklerinde yaşadığı fantezilerini açmayı başarabiliğinde ihanetlere, aldatmalara gerek kalmıyor.  Ateizm ve liberallikten yüksek puan alırım. Predator olmaktan vazgeçme konusunda ise cidden çabalarım var. En azından reçeteyi biliyorum. Ahhh, kimse mükemmel değil ki !!! 9,5 dan 10 olsun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://postdijital.com/95-tan-10/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gökkuşağını Her Gördüğünde &#8230;</title>
		<link>http://postdijital.com/dine-kufur-blasphemy/</link>
		<comments>http://postdijital.com/dine-kufur-blasphemy/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Oct 2010 17:09:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aklıma Takılanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce ve İfade Özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Konu Dışı]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[off topic]]></category>
		<category><![CDATA[sansür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://postdijital.com/?p=125</guid>
		<description><![CDATA[Blasphemy (blasfemi), bir kişinin söz ve davranışları yoluyla belli bir inanç veya kutsal değerle dalga geçmesi, ti&#8217;ye alması veya eleştirmesi olarak açıklanıyor. İlk bakışta yalnızca dinin kendisini hedef aldığı düşünülse de din adamları, peygamberler, inananlar veya melekler de pratikte bundan nasibini pekala alabiliyor. Blasfemi, Türkçe&#8217;de &#8221;dine hakaret&#8221; olarak geçiyor ve TCK da cezası var. Uludağ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fpostdijital.com%2Fdine-kufur-blasphemy%2F"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fpostdijital.com%2Fdine-kufur-blasphemy%2F&amp;style=normal&amp;b=2" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><a href="http://postdijital.com/wp-content/uploads/2010/10/Everytime-you-see-a-Rainbow-Religious-god-Tshirts-gaysex.jpeg" rel="prettyPhoto[125]"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-126" title="Religious-god-gaysex" src="http://postdijital.com/wp-content/uploads/2010/10/Everytime-you-see-a-Rainbow-Religious-god-Tshirts-gaysex-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
<p><strong><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Blasphemy" target="_blank">Blasphemy</a></strong> (blasfemi), bir kişinin söz ve davranışları yoluyla belli bir inanç veya kutsal değerle dalga geçmesi, ti&#8217;ye alması veya eleştirmesi olarak açıklanıyor. İlk bakışta yalnızca dinin kendisini hedef aldığı düşünülse de din adamları, peygamberler, inananlar veya melekler de pratikte bundan nasibini pekala alabiliyor.</p>
<p>Blasfemi, Türkçe&#8217;de &#8221;dine hakaret&#8221; olarak geçiyor ve TCK da cezası var. Uludağ Sözlük&#8217;de <strong><em><a href="http://www.uludagsozluk.com/k/dine-hakaret-etmek/" target="_blank">&#8221;Dine Hakaret Etmek&#8221;</a></em></strong> başlıklı şöyle bir maddeden yola çıkarak <a href="http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/mevzuat/765.htm" target="_blank">765 sayılı TCK de 175. madde</a> olduğunu gördüm :</p>
<blockquote>
<div id="_mcePaste">Allah&#8217;a veya dinlerden veya bu dinlerin peygamberlerinden veya kutsal kitaplarından veya mezheplerinden birine hakaret eden veya bir kimseyi dini inançlarından veya mensup olduğu dinin emirlerini yerine getirmesinden veya yasaklarından kaçınmasından dolayı kınayan veya tezyif veya tahkir eden veya alaya alan kimseye, altı aydan bir yıla kadar hapis ve beş bin liradan yirmibeş bin liraya kadar ağır para cezası verilir.</div>
</blockquote>
<p>İlgili kanun, &#8221;Dine Hakaret&#8221; başlığı altında hem Uludağ Sözlük&#8217;de olduğu gibi alınmış hem de toplumdaki genel algılama şekli bunun hakaret olduğu yönünde.</p>
<p>Şunu söyleyeyim ki blasphemy&#8217;nin Türkçe&#8217;ye çevirilişi çok talihsiz olmuş. Blasphemy bugünkü geniş anlamıyla,<strong><em> <span style="text-decoration: underline;">&#8221;</span></em><em><span style="font-weight: normal;"><span style="text-decoration: underline;">sarkazm, ironi veya</span></span><a href="http://5posta.tumblr.com/post/1166732946/piss-christ-in-the-recent-days-there-have-been-a" target="_blank"> sanatı kullanarak</a><span style="font-weight: normal;"><span style="text-decoration: underline;"> kutsal değerleri ve kişileri, dinleri ti&#8217;ye almak, eleştirmek&#8221;</span></span></em></strong><span style="text-decoration: underline;"> </span>olarak açıklansa daha gerçekçi olur.</p>
<p>Tabii ki bu bahsettiğim sınır ve şiddetin ötesinde söylem ve eylemler olmuyor değil. Ancak toplumsal barışın ve uzlaşmanın, toleransın yüksek olduğu ülkeler, kutsal değerleri korumak adına koyulan kanunların, düşünce ve ifade özgürlüğünü sekteye uğrattığı gerekçesi ile yasalarında 30-40 yıl önce değişiklik yaptılar.  Bu kanunların yerine dil, din, ırk, cinsiyet ayrımcılığı ve nefret söylemlerini caydırıcı kanunları yerleştirdiler. Ancak bu ülkelerin azınlıkta olduklarını kabul etmeliyiz.</p>
<p>Bugün hala dünyanın çeşitli yerlerinde, düşünce &amp; ifade özgürlüğü ve kutsal değerlerin dokunulmazlığı arasındaki çekişme tüm hızıyla sürüyor.</p>
<p>İşte bu mücadelenin anısına 1 Ekim, <strong>Dünya Blasphemy Günü</strong> olarak kutlanıyor. Postdijital olarak hoş bir video klip ile katkıda bulunmak isterim.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="500" height="400" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/WLKk00OYKhU?fs=1&amp;hl=sv_SE&amp;rel=0&amp;color1=0x3a3a3a&amp;color2=0x999999" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="500" height="400" src="http://www.youtube.com/v/WLKk00OYKhU?fs=1&amp;hl=sv_SE&amp;rel=0&amp;color1=0x3a3a3a&amp;color2=0x999999" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://postdijital.com/dine-kufur-blasphemy/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her Şeye Rağmen Daha Uzun Yaşıyoruz</title>
		<link>http://postdijital.com/her-seye-ragmen-daha-uzun-yasiyoruz/</link>
		<comments>http://postdijital.com/her-seye-ragmen-daha-uzun-yasiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 11:38:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konu Dışı]]></category>
		<category><![CDATA[off topic]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://postdijital.com/?p=106</guid>
		<description><![CDATA[Ortalama insan ömrü, çeşitli faktörlere bağlı olarak coğrafyadan coğrafyaya ve gelir seviyesine göre değiştiği bilinen bir şey. &#8221;Closing the gap in av generation&#8221; adlı bir rapor hazırlayan ve konunun önemli uzmanlarından biri olan Londra&#8217;daki The International Institute for Society and Health başkanı Sir Michael Marmot ile bir söyleşi vardı bugün İsveç&#8217;in önemli günlük gazetelerinden biri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fpostdijital.com%2Fher-seye-ragmen-daha-uzun-yasiyoruz%2F"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fpostdijital.com%2Fher-seye-ragmen-daha-uzun-yasiyoruz%2F&amp;style=normal&amp;b=2" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Ortalama insan ömrü, çeşitli faktörlere bağlı olarak coğrafyadan coğrafyaya ve gelir seviyesine göre değiştiği bilinen bir şey.</p>
<p><strong><em><a href="http://whqlibdoc.who.int/publications/2008/9789241563703_eng.pdf " target="_blank">&#8221;Closing the gap in av generation&#8221;</a></em></strong><a href="http://whqlibdoc.who.int/publications/2008/9789241563703_eng.pdf " target="_blank"> </a>adlı bir rapor hazırlayan ve konunun önemli uzmanlarından biri olan  Londra&#8217;daki <strong><a href="http://www.ucl.ac.uk/" target="_blank">The International Institute for Society and Health</a></strong> başkanı <strong><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Michael_Marmot" target="_blank">Sir Michael Marmot</a></strong><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Michael_Marmot" target="_blank"> </a>ile bir söyleşi vardı bugün İsveç&#8217;in önemli günlük gazetelerinden biri olan Svenska Dagbladet&#8217;de.</p>
<p>Marmot,  dünyada son 20-30 yılda insan sağlığı ve ortalama ömrü konusunda negatif ve pozitif bir veri ortaya koymaktan çekiniyor. Bunu ölçebilmek için global dünya çok kompleks. Örnek olarak Latin Amerika üzerinde duracak olursak, genelde ortalama insan ömründe bir uzama var. Örneğin Brezilya, artık 72 yıl gibi kabul edilebilecek bir düzeye geldi. Fakat ülke içinde bölgelere göre değişen büyük farklar var. Özellikle Brezilya, ülkedeki gelir düzeyi ve yaşam standartlarının arasındaki uçurumları ile tanınıyor.</p>
<p>Gelir düzeyinin de yaşam kalitesine pozitif etkilerini kabul edeceksek, bu konuda bir iki rakam ve karşılaştırma vermek uygun olur:</p>
<p>Ülkelerde gelir düzeyleri arasında bir karşılaştırma yapmak için insanlar arasında en yüksek gelir düzeyine sahip % 20 ile en düşük gelir düzeyine sahip % 20 nin gelir ortalamaları alınıyor. Bu hesaplamalara göre aradaki farklar şöyle:</p>
<p><strong>İsveç</strong>: Yüksek gelir grubu düşük gelir grubundan 4 kat fazla kazanıyor.<br />
<strong> İngiltere:</strong> 7 kat<br />
<strong> ABD:</strong> 8,5 kat<br />
<strong> Meksika:</strong> 13 kat<br />
<strong> Şili:</strong> 19 kat<br />
<strong> Brezilya:</strong> 25 kat</p>
<p>Tüm bu rakam ve oranlar arasında Michale Marmot, kendi yaşadığı şehir olan <strong>Londra</strong>&#8216;yı örnek alıyor:</p>
<p>Şehrin zengin semtlerinden olan <strong>Kensington veya Chelsea&#8217;de ortalama yaşam 88 yıl iken</strong>, bir saatlik bisiklet sürüşü mesafesinde olan <strong>Kuzeydoğu Londra&#8217;da bu ortalama 71 yıla düşüyor</strong>. Londra&#8230; Batı&#8217;nın en zengin başkentlerinden biri&#8230;</p>
<p>Avrupa&#8217;dan Afrika kıtasına hareket ettiğimizde daha da çarpıcı rakamlar var. Pekçok ülke bu kıtada HIV/AIDS, açlık ve savaşlarla boğuşuyor. Hepsinde değil ama özellikle Zimbabwe, Zambia, Swaziland ve Lesotho&#8217;da insan ömrü ortalaması geriye doğru gidiyor. Zimbabwe&#8217;nin bazı bölgelerinde kadınların ortalama ömrü 34 yıl. Fakat tüm bu karanlık tabloya rağmen genele baktığımızda, Afrika kıtasında insan ömrü yine de uzamış. <strong>1970 lerde 48 olan ortalama ömür, 51 e çıktı.</strong></p>
<p>Çok da büyük bir gelişme yok değil mi? Fakat Hindistan örneği ilginç. Yine 70 lerde Afrika ile aynı ortalamaya sahip olan Hindistan, aradan geçen zamanda 12 yıl koymuş ortalamasının üzerine.</p>
<p>Bu tip raporlar kuşkusuz globalizme ve serbest piyasaya veriştirmek için argüman olarak da kullanılabilir. Bu eleştirilerin haklı oldukları yönler olsa da özellikle Hindistan örneğinde son 10 yılda filizlenen, gelişen bilişim sektörüne ülkenin global anlamda katkısı tartışılmaz. Bugün Hindistan&#8217;da kendilerini belli bir sınıfa mahkum eden kast sistemini kırabilmenin yolu olarak IT alanında kendilerini yetiştirmeyi gören hatırı sayılır bir kesim, yine Globalizmin sayılabilecek pozitif etkilerinden de faydalanıyor diyebiliriz.</p>
<p><strong><em>&#8221;Closing the gap in av generation&#8221;</em></strong> adlı raporuna göre, sağlık sektörü ve hizmetlerinin halk sağlığına % 20 lik bir pozitif etkisi var. Erişilebilirliliği arttırmak, önleyici tedbirler almak, merkezi ve lokal sağlık hizmetlerini iyi koordine edebilmek, eğitim ve sonuçları ölçmek gibi faktörler bu % 20 nin bileşenleri.</p>
<p>Fakat bunlardan daha önemlisi fakirlikle savaşmak, işsizlik oranını azaltmak, çalışma şartlarını iyileştirmek.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün hesaplarına göre, kötü şartlarda yaşayan 1 milyar dünya vatandaşının yaşam koşullarını değiştirmek, aradaki farkları düzlemek için gereken kaynak 100 milyar dolar. Oysa şu geçirdiğimiz ekonomik krizde bankaları kurtarmak için harcanan para bunun 10 katı.</p>
<p>Sonuç olarak, dünya genelinde iyileşen yaşam standartlarından herkesin daha adaletli bir pay almasını sağlayacak bilgi ve isteğe &#8221;çoğumuzun&#8221; sahip olduğunu ileri sürüyor Michael Marmot.</p>
<blockquote><p>Ancak bunun için elinde bu adaletsizliği düzeltme gücü olan herkesin aynı anda metodik olarak doğru yöne ve aynı yöne çekmesi gerekiyor. Ne kadar optimist bir insan olsam da bunun realist bir düşünce olmadığını biliyorum.</p></blockquote>
<p>Not: Blogda arada bir off topic konulara değinmek belki sürekli okuyanları (varsa) rahatlatabilir. Türkiye&#8217;nin özel şartları gereği, oldukça acıklı ve sıkıcı bir blog çünkü burası. Gerçi bugünkü konu da çok farklı bir hava vermedi herhalde!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://postdijital.com/her-seye-ragmen-daha-uzun-yasiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

