Hürriyet Dailynews okumuyorum. Hürriyet’in hiçbir şeyini okumuyorum. Bu haberi İsveç blogosferinden aldım. Ergenekon hareketi ilhamını, organizasyonunun yapısını İsveç Korsan Partisi’nden almış. HOLY GÖKTENGRI !!!
Lawyer Tarcan Tülük said,
The group was inspired by the structure of the Pirate Party in Sweden and that they will model their organization accordingly; instead of working in big buildings and huge offices, the party will operate primarily through the Internet and in small offices.
“The ER Party is the solider of Atatürk’s spiritual legacy,” Tülük said.
Korsan Hareketi’nin üzerine tüm dünyada ve özellikle TR’de tüm güçle gidilmeli. Domuz gribinden daha pis ve tehlikeli. Tengrim Mü-Yap ı korusun.
Benim aklımın ermeye başladığı dönemlerde yoktu bloglar. O yüzden okulun kızları genelde sayfaları herkes tarafından didiklenmesin diye açık tarafına asma kilit monte edilmiş, günlük denilen ve genelde pembe, yaldızlı, çiçekli defterleri tutardı. Ara ara bu kilitlerin anneler tarafından gizlice veya açıkca çözülüp kızlarının günlüklerinin okunduğu olurdu. İnsanın yaşı ne olursa olsun ailesi tarafından böyle adice bir biçimde özelinin didiklenmesi hoş değil. İleride aralarında bir güvensizlik problemi oluşacağını görmek için pedagog olmaya gerek yok.
Aynı şekilde sevgililer, karı-kocalar arasında da var bu özel hayatın tecavüze uğraması olayı. Biraz ukalaca olacak ama, kadınlara ve erkeklere tavsiyem cep telefonunuzu, maillerinizi, internette ziyaret ettiğiniz sayfaları arkanızdan karıştıran bir kişi varsa hiç tereddüt etmeden kıçına tekmeyi koymanız. Aksi halde bir cehennem azabı sizi bekliyor.
Mektubun özelliği, gizliliği prensibi ne kadar eskiye dayanıyor bilmiyorum. Eğer bugün aranızda hala mektup alan varsa, (ki 40 yaşın altındaki insanların bunu yaptığını düşünmüyorum), mektubunuz elinize geldiği zaman açılmış ve okunmuş olduğunu görmek istemezsiniz herhalde. Bunu kimsenin yapmaya hakkı yok ve zannedersem bir ülkenin posta idaresinde bu sistematik bir şekilde yapılsa herhalde olayı skandal diye nitelemek, o işin başındakilerinin istifasını istemek normal olurdu.
Her ne kadar Türkiye’deki telefon dinlemeleri ve halkın bunu artık kanıksamış duruşu bana bu yazıyı yanlış dilde, yanlış kitleye yazıyormuşum hissini zaman zaman verse de, gerçekleri yalın ve çıplak haliyle kağıt üzerine koyunca sizin de hak vereceğinizi umuyorum.
Sırf Türkiye değil, dünya Netdaşlarının Çin’den Falkland Adalarına kadar uzanan geniş ülkesinde birer birer tersanelerine giriliyor artık. Antidemokratik ülkelerin vatandaşlarının özel haberleşme hakkına saygı duymaması zaten beni şaşırtan bir durum değil. Asıl batı dünyasının demokrasi havarilerinin bu işe Stalin’i, STASI veya KGB yi kıskandıracak icatlarla, uygulamalarla yapması şaşırtıcı.
Bu blogu isveç’in başkenti Stockholm’den yazıyorum. Teknik olarak yazdığım bu satırlar ilkönce Stockholm’deki evimden Kanada’daki web sunucuma, oradan da Türkiye’de yaşayan sizlere ulaşıyor. Dolayısıyla İsveç ülke sınırlarını terkeden 1 ve 0 lardan oluşan bir grup enformasyon paketinin sahibiyim. 1 Aralık’tan itibaren İsveç’de FRA adı verilen yeni kanuna göre bu paketim Savunma Bakanlığı bünyesinde çalıştırılan muazzam kapasiteye sahip bir bilgisayar tarafından gözlem altına alınmış durumda. İçeriği süzen, gruplandıran, dosyalayan, gerektiği zaman aleyhime kullanacak süper bir bilgisayar. Gerekçe bu sefer ülke güvenliği, terörle mücadele (ABD nin estirdiği devlet terörünün cemeresini biz çekiyoruz). Zaten o değilse pedofili olurdu. Kartotekten çekince bu gelmiş olsa gerek. Glory Hallelujah !!! In the name of Allah, I die and I live….
<till FRA>Ta’t lugnt grabbar… Det är en ateistjävel som skriver den här bloggen. Tänkte bara testa FRA lagen lite… Hej och puss !!!</till FRA>

Bir sonraki blog yazısında bu tarz ”gözetlemelerden, kontrollerden haberleşmemizi, internetimizi nasıl gizli tutarız”ı ele alacağım.
Oğlu, sevgilisi, nişanlısı, kocası tabutta geri gelenler ”vatan sağolsun” demeyi bıraktığı zaman.
Netgazete olayın tümünü almamış. Oğlu Afganistan’da ölen bir İngiliz anne, başbakan Gordon Brown’un hatalarla dolu başsağlığı mektubu üzerine sinirleniyor. Akabinde mektubu affettirmek için anneyi telefonla arıyor Gordon Brown. Fakat sinirden hızını alamayan anne başbakan ile arasında geçen telefon konuşmasını kaydediyor. Daha sonra bu kayıdı basına ulaştıran kadın İngiltere’de bir hayli konuşuldu.
Bu blogu mümkün olduğu kadar politikadan uzak tutmaya çalışacağım, ancak hayatında bir kuşa sapanla taş dahi atmamış insanlar siyasi iradenin aldığı bir açılım kararının ardından buğulu ve şikayet eden gözlerle işi şilahla çözmeyi çare olarak görenlere dönerken, ucundan da olsa bu konuya dokunmadan geçemedim.
Yirmili yaşlarda insanın kanı daha fingirdek oluyor, ölümle ve yaşamla dalga geçebiliyorsun. Ancak belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra insan hayatına verilen değer başka bir şekilde algılanıyor ‘’sağlıklı” kafalar tarafından. Aksi ruh hastalığına delalet. Snuff videolarını artık içim kaldırmıyor, gazetelerde, tv de kameraların sokakta çektiği trafik kazaları veya bıçaklı saldırılara da bakmıyorum, bakamıyorum. Oysa hiç tanımadığım insanların başına geliyor bunlar.
Bu videodaki altyazılı telefon konuşmasında 20 yaşındaki oğlunu taaa cehennemin dibi olan Afganistan’da, kendinin seçmediği bir savaşta kaybeden annenin oğlunun ölümüne sebep olan vücuttaki hasarları birer birer başbakanın yüzüne vurması benim içimi kaldırdı. Kopmuş bacaklar, tanınmaz hale gelmiş bir yüz…
Bizim de çok uzağımızda değil ama bunlar.
İspanya kültür bakanı Angeles González-Sinde cuma günü İspanyol Tv sinde yaptığı açıklamada Fransızların HADOPI’sine benzer ”three strikes” kanunu benzeri bir kanunun İspanya için gündemde olmadığını ve hükümetin internet kullanıcılarını cezalandırmak gibi bir niyeti olmadığını açıkca ifade etti. Ancak bakan telif hakları ile korunan eserleri internette ticari amaçla paylaşıma açanların üzerine de şiddetle gidileceğini vurguladı.
AB üyesi ülkelerde sesini yükseltmeye başlayan Korsan Parti hareketlerinin ortak prensiplerine ters düşmeyen bir kültür bakanına üye ülkelerin en azından yarısında ihtiyacımız var. Girmeyi düşündüğümüz AB nin biz daha girmeden bize benzemesi bu ülkede değişmesi gereken şeylerin farkında olan insanlar için büyük hayal kırıklığı yaratır. ABD’nin her düdük sesinden sonra ne kadar yükseğe sıçrayacağını soran eski kıta Avrupa’nın böylesine onurlu politikacılara ihtiyacı var. İspanya’nın bu tavrı, yanıbaşındaki komşusunun Fransa olması sebebiyle daha da anlamlı. Bunu Amerikalılar da çok iyi biliyor. Zira İspanyol mahkemeleri daha önceleri defalarca P2P üzerinden dosya paylaşımının illegal olmadığı yönünde kararlar aldılar.
Hükümet bu şarkıyı söylerken İspanya internet hizmet sağlayıcılarının branş örgütü Redtel‘in sözcüsü Miguel Canalejo‘nun ise ayrı telden çalmadığını izlemek zor deği. Canalejo tüm bu kavgaların sebebinni çağa, teknolojiye uygun iş modelleri yaratamamış olan kültür & sanat, eğlence sektörü kartellerinin üzerine yıkıyor. Zavallı artistin, yazarın nasıl para kazanacağını düşünenler için yeni bir haber olabilir, bazı kesimler ise en başından beri işaret ediyor; internet kullanıcıları bu krizin sorumlusu olan taraf değil !!!
İlginçtir ki bugün telif haklarını ve internette dosya paylaşımını siyasi arenasına taşımış tüm gelişmiş ülkeler ekonomik sistem olarak ”piyasa ekonomisini” benimsemiş olanlar. Yani özel şirketlerin adil bir rekabet ortamında ürünlerini piyasaya sürerken, üretim ve dağıtımın getirdiği ekonomik külfetleri, bunların değişen teknolojiye bağlı olarak yarattığı maliyet düşüşlerini de gözönüne alarak ürünlerin kalite ve fiyat enstrümanlarını kullanarak birbiriyle rekabet halinde olmasını gerektiriyor. Ekonomiden sokaktaki bir vatandaştan daha fazla anlamasam da bu kadarını formule etmeyi başarabildim. Peki öyleyse büyük şirketler neden çağın dışında kalıp bu oyunu beremeyince mızıkçılık yapan şımarık çocuklar gibi devlet babalarına koşup onlardan diğer çocuğu, yani internet kullanıcılarını tokatlamalasını istiyor?


Son Yorumlar