Dec 232009

Geçtiğimiz günlerde ateşli bir kitap eleştirisi döndü İsveç medyasında. Markis De Sade‘nin eserleri hem feminist eleştirmenler hem de bunların dışında kalan birkaç eleştirmen tarafından tartışma konusu oldu. Tüm bu tartışmalar iştahımı kabartınca, uzun yıllar sonra Vertigo yayınevi tarafında İsveççe’ye çevrilen De Sade’nin eserlerini külliyen ısmarladım. Juliette, Yatak Odasındaki Filozof, Ernestine ve Sodom’un 120 Günü’nden oluşan 4 kitaplı bu seti okumak uzun zaman alacak. Bir de Vladimir Kaminer‘in Militärmusik’i onca zamandır, yatağın yanında duruyor. Yine de bu bekleyen kitaplar beni eski Guns n’ Roses gitaristi Slash’ın kitabını pocket versiyonunda satın almaktan geri koymadı.

Çok sıklıkta okuyan bir kitap kurdu değilim. Bu 6 kitabın bitmesi 2 senemi alabilir. Daha Friendfeed kitap paylaşım kanalında gözüme takılan şeyler var. İstediğin kitaba ulaşma ve satınalma konusundaki engeller büyük ölçüde kalktı artık. Joan Sinclair’in japon seks klüplerini anlatan Pink Box adlı fotoğraf kitabını internet üzerinden ısmarlamamla evimde bulmam arasından 12 gün geçmişti. De sade seti 5 günde geldi. 2009 yılı benim için ”artık okuma olayını daha pratik bir hale getirmek lazım” dediğim yıl oldu. Maalesef bu yıl içersinde elime göz koyduğum, alabileceğim bir e book okuyucusu geçmedi. Ancak tüm resmi ve gayri resmi duyumlar 2010 un böyle olmayacağını müjdeliyor. Fiyatı ne olursa olsun muhakkak gözümü koyduğum bir cihazı alacağım.

Amazon Kindle daha eski kıtaya ulaşmadan bana göre retro oldu. Apple tablet ne zaman gelecek belli değil, Crunchpad bir fiyasko ile sonuçlanıp Joo Joo adı altında gereğinden fazla pahalı bir başka cihaza dönüştü. Ancak beni umutlandıran başka haberler var. Hepsinden önce yapılan tahminleri bir toparlayacak olursam, 2010 da bizi bekleyen cihazların 4 kategoride ayrıldığını görüyorum.

1- Kitap Okuyucular
Text okuyup resimleri görmeye yarayacaklar. Tabii ki bunlarda da interaktiflik sözkonusu olacak ama mesela tek elinle gazeteyi okuyup nasıl scrolla yapacaksın? Amazon Kindle yine popülerliğini korur bence. Okumaya odaklı yapısı ve geniş içeriğe ulaşım bunu mümkün kılıyor.

2- Gazete Okuyucular
Şu ana kadar pek görmedik örneklerini. Bence geleneksel medya için içinde bulundukları krizi aşmada yeni bir imkan sunabilir. (Her ne kadar bu krizi aşmalarını dilemesem de). ”Gazeteye 2 yıllık abonelik ile 2 adet reader (okuyucu) bedava” tarzı kampanyalar ile çıkabilirler. Gazetenin alacağı reklam gekonusunda basılı nüshasına göre çok daha etkin olacağı kesin. Gazetede okuyucunun bilhassa öncelikle okuduğu haberlere, yorumlara, makalelere göre kişisel reklam yapmak zor olmasa gerek bu cihaz üzerinden.


3- İnterakrif medya cihazları
Bu konuda birşeyler yazmaktansa sözü İsveçli medya devi Bonnier‘in çıkarmayı planladığı cihazın tanıtım videosuna bakalım. Bonnier tv kanalları, gazete ve dergi yayınları sahibi büyük bir şirket. Türkiye’ye uyarlaması çok kolay olur. LigTV hangi medya devinin kanalı? O devin başka hangi kanalları, dergileri ve günlük gazeteleri var?


Mag+ from Bonnier on Vimeo.


4- Daha bilgisayara benzeyen, enformasyonun her türlüsü ile içli dışlı omamıza yarayacak cihazlar

Burada Microsoft Courier güzel açıklamış nasıl olacağını. Büyük bir ihtimalle Apple Tablet de çıktığı zaman bu kategorinin altında yer alacak. Aynı videodaki gibi, ancak Apple’ın görmeye alışık olduğumuz tüm ürünlerine bağlı olacak, müzik, oyun, sosyal medya ve yukarda saydığım cihazların tüm yapabildiklerini yapacak bir tablet…


Yalnız Apple’dan ve diğer üreticilerden tek isteğim bu cihazı online olmadan da kullanabilme seçeneğini kullanıcıya vermeleri. Bugüne kadar kafamda bu tarz cihazlarda surf ve interaktivitelik değil de sırf ”okuma” işlevine zorluk çıkaracağını düşündüğüm şey, gitgide hayatımızda default halini alan sürekli ”online” olma durumu. Okumak ile bu birlikte gitmiyor.

Dec 082009

Sizin daha önce yaptığınız aramalara dayanan, onları baz alarak yeni arama sonuçları veren Google’ın personal search result şu an itibarı ile bir standart olmuş durumda. Bu bana göre 2009 yılında Google’dan gelen en önemli haber. Biraz üzerinde düşünürsek SEO denilen ve arama motorlarında pozisyon almaya yarayan işlerin tümüne etkileri olacak bir yenilik.

Dün diğer blogumda yazdığım Mutaa nikahı adlı yazım, bugün Mutaa nikahı diye aradığımda en üst sırada çıktı karşıma. Tabii bunda o yazıyı yazarken ne kadar SEO kurallarını gözettiğim tartışılır. Genel olarak blog yazılarımı SEO düşünerek yazmıyorum. Öyle olsa anahtar kelimeleri ilk paragrafta kullanmak gerekecek. Oysa konuya hemen giriş yapmayı sevmiyorum çoğu zaman. Bunu önsevişmesiz seks yapmamaya da benzetebiliriz belki. O yüzden Mutaa Nikahı’nda hemen ilk sırayı almak beni şüpheye düşürdü.

Bu büyük bir ihtimalle arasıra google arama motoru üzerinde bazı kelimelerde hangi sıraları aldığımı kontrol etmemle ilgili olmalı. Yani google arama çubuğu üzerinden sık sık kendi bloguma giriyorum. Bu google tarafından kaydediliyor.. Daha sonra ”kremalı ıspanak çorbası” aradığımda ilk sıralarda öbür blogumda bu konuda yazdığım bir blog yazısı karşıma çıkması normal. Eğer böyle bir yazı yazdımsa tabii.

Bu bana arama sonuçlarındaki çeşitliliği ve sürprizleri, yeni fikirleri, siteleri keşfetmemize mani olacağı düşüncesini veriyor. Böyle bir şeyi istemiyorum açıkcası. Hatta belki bundan da önemlisi, Google’ın benim nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığını bilmesinin bende verdiği rahatsızlık duygusu.

Daha önceleri yalnızca Google hesabınıza giriş yapıp, arama motorundan sonuçlar aldığınızda bu özellik aktive oluyordu. Şimdi ise ister bir google kontonuz olsun, isterse olmasın, google son 180 gün içinde yaptığınız aramaları baz alarak size sonuç getiriyor. Şükür ki, google web history ayarlarınızdan bu özelliği kapatmanız mümkün..

Arama sonuçlarımızın kalitesi ve özel bilgilerimiz dışında, başta da belirttiğim gibi işin bir de SEO kısmı var. Bu etkileri maddeler altında toplayacak olursam:

1- Pek çok şirket kendi sitesinin pozisyonunu olduğundan daha yüksek görecek

Bu SEO denen şeyi zaten site sahiplerine anlatmak pek kolay bir iş değil. Hal böyleyken, X şirketinin bu işlerden sorumlu müdürü şirketinin pozisyonunu kontrol etmek için google’da küçük bir arama yaptığında kendi şirketinin en üst sırada olduğunu görecek. Belki bu yüzden SEO konusunda yapması gerekenlerden, şirket sitesinin eksikliklerinden haberdar olamayacak.

2- Google’da arayabilirsin beni.. Yok, bi dakka, dur…

Belki biraz abartı olacak. Ancak bu sistem uzunca bir süre arama motorlarında sizin kariyerinizi ve porföyünüzü gösterecek olsa da, en kötü olabilecek senaryoyu düşündüğümüzde başka birinin sizin hakkınızda bilgi bulması zorlaşabilir zamanla.

3- ”Title” ve açıklamaları daha iyi optimize etmek

Bu her zaman önemliydi. Ancak şimdi daha da önemli olacak. Google tıklamaları ölçecek ve insanlar nasıl tıklıyora baktıktan sonra onlara kişisel bir arama motoru verecek. Dolayısıyla sitenizin daha fazla tık alması için başlık ve açıklamalar bölümünü daha sıkı bir şekilde elden geçirmek zorunlu olacak. Nasıl yazarım da, daha fazla tık alırımı düşünecek site sahipleri. Bu beni çok korkutuyor. Türk insanının google’da da sidik yarıştıran insan tipi olduğunu bize son yıllarda göstermesi ve ”hile, hurda” nın oldukça meşru sayıldığı bir internet ve SEO branşından arama sonucu kirliliğine yol açacak yöntemler bekliyorum.

4- İçeriğin tamamının optime edilmesi zorunluluğu

Yalnızca yazı değil, video, fotoğraf ögeleri de sıkı bir şekilde optime edilmeli. (Mesela benim hiç yapmadığım bir şey bu)

5- Sıralama ölçen araçların işi zorlaşabilir.

Aranan belirli bir kelimede hangi sıralamada olduğunuzu 3 aşşağı 5 yukarı bilebiliyordunuz. Bu genel bir ortalama baz alınarak hesaplanıyordu. Şimdi arama sonuçları kişiselleştirildiği için bunun objektif bir ölçümü olup olmayacağı şüpheli görünüyor.

6- İçeriği zengin ve sık yenilenen sitelerin sıralaması yükselebilir.

Google büyük bir ihtimalle sık ziyaret edilen sitelere biraz öncelik sağlayacağına göre, siteye gelen kullanıcılardan daha iyi bir şekilde yararlanmak, onları stede uzun süreli tutmak, tekrar geri getirmek gibi faktörler önem kazanacak.

7- Biz SEO yapıyoruz
Diyen şirketler şimdi ne yapacak? Gördüğüm kadarı ile müşterinin konuya kafasının fazla basmamasını branşın ekmek kapısı haline getiren şirketler var. Bunların kendilerini pazarlama yöntemi belirli ücretler karşılığı pozisyon garanti etmek. SEO nun ne olduğunu yeni duyanlara tek bir tavsiyem var. Kim ki size pozisyon garantisi veriyor, o SEO sahtekarıdır. Yine de bu işi insaflı yapıp ilk 10 da yer sözü verip para alanlar vardı. Bakalım bunlar yeni bir yöntem bulabilecek mi?

Dec 072009

İnternette anonim olarak sörf yapmanın binbir türlü yolu var. Bunların çoğu da teknik olarak çok alengirli çözümler gerektirmiyor. İnternet ve tekniği üzerine hiçbir bilgimiz olmasa bile en azından IPREDATOR gibi bir hizmeti aylığı 5 avroya satın alarak net üzerinde ayak izi bırakmamak bir dereceye kadar mümkün. Hiç değilse Holywood lobisinden veya Mü-Yap adı verilen mafyadan bu yöntemle kurtulmak mümkün diyelim.

Ancak bir önceki blog yazımda bahsini ettiğim, devletlerin ülke güvenliğini ve terörizmi bahane ederek vatandaşlarının mektuplaşmak kadar doğal olan internet üzerinden haberleşmesini kablolardan geçen sinyalleri koklayarak takibe alması, bizlere buna karşı geliştireceğimiz yöntemleri biraz daha sofistike kılma mecburiyeti veriyor. İnternet üzerinde her fikrin, bireyin kendini ifade edebilmesi lazım. Daha sonra bu fikirler halihazırdaki ceza kanunlarına aykırı düşüyorsa bunun gereği yapılmalı. Ancak bir anda tüm iyi ve faydalı şeylerin yanında kötülükler de internete taşındı diye hiçbir otoritenin sizlerin haberleşmesini koklamasına, kaydetmesine gerek yok. Herşeyden önce hakları yok.

Bunu engellemenin yöntemlerinden biri DARKNET !!!

İsterseniz niş olarak sırf Mü-Yap’a bağlı artistlerin eserlerini paylaşan bir torrent sitesi kuralım, bunu emniyetli bir biçimde, anonim olarak Darknet ile yapmamız mümkün.

We Rebuild EU adlı direniş hareketinin internet sitesinde i2p adlı kurulumun hangi platformda nasıl kurulacağına ilişkin ayrıntılı bilgi var. Mac üzerinde nasıl olacağı henüz wiki üzerine kurulmuş sitede açıklanmamış. Ancak evin deposunda bir yerde eski bir PC olduğunu hatırlıyorum. Hatta buna da windows değil, Linux kurarak i2p yi kurmayı düşünüyorum. Bu arada dikkatinizi çekecektir, werebuildeu sitesinde konu başlığı ”How To Fuck With FRA” olarak atılmış.

Kurulum işleminin ardından web tarayıcımızın ayarlarında localhost’u ”localhost:7657” olarak verdiğimizde karşımızda darknet’in aktivitesini gösteren bir tablo gelecek. Peki darknet içinde neler yapabiliyoruz?

1- tamamen anonim bir web sitesini darknet içinde yayın yapacak şekilde kurabiliriz. Bu internet sitesi kendine özel bir .ip2 adresi alarak IP adresinizi gizlemenize de yardımcı olacak.

2- IRC ile tamamen anonim chat yapabiliyoruz. Kendi bilgisayarınız anonim bir IRC chat sunucusu olabiliyor. Daha sonra üzerine istediğiniz chat kanallarını açabiliyorsunuz.

3- Anonim olarak mail kullanımı

4- Anonim olarak dosya paylaşımı

Soldaki görsel internetin teoretik olarak bir modeli. Bir i2p ağı ise aşşağı yukarı bu görseldeki gibi taşıyor trafiği. Farkı, trafiği bu yeraltı kanallarından geçirirken kripte etmesi. Tıpkı sağ taraftaki görselde işaretlendiği gibi..

Örnek verecek olursak;

Sarkozy, Berlusconi ve Mr. President of USA interneti dinleten başbakanımız RTE den gizli birşey konuşmak istiyorlar diyelim. Kimbilir, belki Berlusconi 16 yaşındaki cıbıl hatunlarla çektirdiği resimleri Obama ile paylaşmak istiyor. Onun elinde ise Carla Bruni’nin çıplak fotoğrafları var. Sarkozy bu fotoğrafları istiyor, ancak Çankaya Köşkü’ndeki alakasız kişilerin Carla’nın memişlerini görmesini istemediğinden bu fotoğrafları gizlice almak istiyor Mr. President’den. İşte bu yüzden bu üçlü aralarında bir darknet oluşturuyorlar. Hatta görselde göremiyorsunuz ama aralarında bu fotoğrafları şifrelenmiş olarak paylaşırken, havayı koklayan devletin sinyal köpeklerini kandırmak üzere gereksiz, alakasız bir sürü trafiği de kontrol merkezlerinin bilgisayarlarıdan geçiriliyor.

Jun 192009

Son günlerin aktüel konusu İran seçimleri ve hemen ardından patlak veren olaylar. Her yerde siz de okudunuz, o yüzden aynı bilgilerin tekrar üzerinden geçmenin bir anlamı yok. Ayrıca Barış Atasoy‘un İran ve seçimleri üzerine yazdığı blog postu da okumanızı tavsiye ederim. Ama ben olayı komünikasyon özgürlüğü ve sansür açısından ele almaya çalışayım bu yazıda.

Anonim bir İsveçli blogger IRC üzerinden aldığı enformasyonu paylaştı. Bu bilgilere göre, şu anda Iran Islam Cumhuriyetinde elektronik komünikasyonun halihazırdaki durumu şu:

* Gmail and GTalk are shut down
* Yahoo is shut down
* AIM is most likely shut down
* Phone lines are down
* HTTPS and other such protocols are down
* Iranian ISPs have been shut down
* They are trying very hard to close down the Iranian connexion to twitter and giving proxies they control in order to track down people (fake proxies run by feebs)

Tüm sosyal ağlar, haberleşme ve enformasyon alma kanalları tıkanmış durumda. Tabii ülkenin içinde bulunduğu şu anki durum özellikle orada olan bitenlerin dakika dakika rapor edilmesini gerektiriyor.Çünkü işin politika yönü ne olursa olsun, şu an insanlar kovalanıyor, binalar yakılıyor…

Kaka çocuk muamelesi gören ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içersinde ulaşımına engel koyulan The Pirate Bay’in insiyatifi ile İran’a komünikasyon özgürlüğünü geri vermek için bir proje başlatıldı alelacele.

Tabii şu an bilgisayarınızdaki normal ayarlarla göremiyorsunuz. Ama bir şekilde TPB sitesine geldiğiniz zaman, logoları olan korsan gemisi yeşile boyanmış bir şekilde sizi karşılıyor. Altında da kocaman harflerle The Persian Bay, yazıyor. Logoya tıkladığınızda ise WhyWeProtest adlı siteye geliyorsunuz. İşte TPB nin İran’a iletişim özgürlüğünü vermek amacıyla hazırladığı, ülkenin Twitter’dan sonra dünyaya açılan bir başka kanalı.

TPB basın sözcüsü Peter Sunde TOR tekniği ve proxy hizmetleri kullanarak bu kanalı açtıklarınından bahsetti. TOR, internetin üzerinde ikinci bir net vazifesi gören tekniğin adı. TOR tekniği, internet üzerinden data transferinde kimin gönderici, kimin alıcı olduğunu belirlemeye çalışan yöntemlere karşı son derece efektif. TOR sayesinde trafiği dinlemek ve durdurmak dışarıdan oldukça zor.

Peter Sunde, The Pirate bay olarak politik bir tavır almadıklarını, olaya tamamen komünikasyon özgürlüğü olarak baktıklarını belirtti… Ve ekledi…

”Demokrasi ve ifade özgürlüğü yaşamamız için fundamental değerler. Onlarsız olmamız düşünülemez. Ne pahasına olursa olsun savunmak zorundayız”

Ne yapıyorsanız yapın!!! Suffusion WordPress theme by Sayontan Sinha