Somali – Aç kıta neden aç?

Haber Sol, Somali’deki açlık felaketini haber verirken klasik, kendi ideolojik kalıpları içinde basitçe ele almış olayı. Haberde emperyalizm ve ikiyüzlülük gibi beylik laflar ile malum tarafa hemen otomatik etiketler yapıştırılırken, hikayenin ortasına oturması gereken aktörün figüranlığa soyunuşu da ”felaket, sefillik, yazık” edebiyatı ile pekiştiriliyor. Çok da yanlış mı? Belki hayır! Ancak tüm resim bu değil. Son dönemlerin en büyük açlık felaketinin haberi yapılmış güya ama, Somali’ye dikkat çekmek ve problemin kökenine inmektense daha çok Fransa’ya giydirmekten ibaret kalmış bir haber. Fakir kız, zengin oğlan. Ha bir de katil bahçevan.
Umarım Somali’deki açlık felaketini sizlere HaberSol’dan daha iyi açıklayacağım birazdan. Ama her şeyden önce Afrika kıtasının asla kaçamayacağı, her zaman olmuş ve gelecekte de olacak kuraklık illetine çareyi, kendi içinde gerekli önlemleri alacak kabiliyette yöneticilere sahip olmasına ”biraz” bağlamak lazım. Bu, işin onlara düşen bölümü. Fakat ya Mugabe gibilerinin ya da Avrupa’da iflas bayrağını çektikten sonra kanlı ellerini bu kıtaya uzatan Vatikan misyonerlerinin, veyahut da radikal İslamın pençesinde bu amaçtan uzun bir süre daha uzakta seyredebileceklerini kestirebiliriz.
Somali’deki açlığın asıl sorumlusu Batı ve yaptığı yiyecek yardımı
Döngü, kısaca şöyle:
Özellikle AB ülkelerinin yardım programları var çeşitli Afrika ülkelerine. Bu yardım programlarına gelmeden önce, AB içinde tarıma çok büyük sübvansiyonlar verildiğini hatırlamak gerek. Yani Fransa, İngiltere, İsveç, Danimarka, Hollanda, Yunanistan gibi ülkelerin tarım politikaları, merkezi Brüksel’de bulunan AB’den merkeziyetçi bir şekilde yönetiliyor, planlanıyor. Merkeziyetçi plan ekonomisinin tarıma yansımaları ve sonucunda olanlar bizlere SSCB, Çin ve Kuzey Kore gibi örnekleri vermişken, aynı boku tekrar yemenin tadına doyamamış insanların bu koca ve eski kıtada yönetici olması ne talihsiz bir durum… Lakin birazdan göreceğiz ki, plan ekonomisinin aradan geçen yıllarda kazandığı sofistikelik neticesinde, artık nereyi açlıktan kıvrandıracağını da önceden hesaplayabildiğini gösteriyor.
AB’de tarım endüstrisinin çok güçlü bir lobisi var ve inanılmaz sübvansiyonlar alıyorlar. Bu sübvansiyonlar alınırken iki şey oluyor:
1) AB nin ticaret kapıları diğer ülkelerden gelecek tarım ürünlerine direkt veya indirekt olarak kapatılıyor. Gümrükler, yüksek vergiler vb.
2) Mümkün olan en fazla sübvansiyonu almak için ihtiyaç fazlası üretim yapılıyor AB çiftçileri tarafından. (Bu sübvansiyonlara çarpıcı bir örnek: Sübvansiyon almak için Almanya’da bir et üreticisinin hayvanları alıp, İtalya’ya kadar kamyonla sürmesi, oradan gemilerle Lübnan’a götürmesi, Lübnan’da kestirip, paketleterek tekrar Almanya’ya geri getirip marketlerde satması)
Sonuçta ne oluyor peki?
1) Afrika ve bir sürü G. Amerika, Asya ülkesi, ürünlerini AB’ye sokmakta zorluk çekiyor. Ticaret yapamıyorlar, ürünlerini ne kalite, ne de fiyat olarak adil bir yarışa sokamıyorlar bu pazarlarda. Bunun sonucu olarak da nüfusunun büyük çoğunluğu tarımla uğraşan bu ülkelerde üretilen ürünlerin karlı bir biçimde satılamaması, dolayısıyla tarımla uğraşanların bu işlerini bırakıp büyük kentlere göç edip, çöp toplayarak hayatlarını kazanmaya zorlanması sonucunu doğuruyor… Yani kendi halklarını doyurmaya yönelik üretimleri duruyor.
2) İçerde üretimin durması, bu ikinci madde ile, bir başka deyişle, AB üreticisinin ihtiyaç fazlası üretim yapması ile bağlantılı. Bu ihtiyaç fazlası ya atılıyor ya da işte Somali gibi ülkelere yardım olarak gönderiliyor. Örnek vermek gerekecekse; bazı Afrika ülkelerine Hollanda malı, tonlarca süt tozu yardım olarak girerken, o ülkelerin süt üreticileri, iç pazarda dahi artık asla satma şanslarının kalmadığı sütlerini toprağa döküyor.
Afrika’nın ve diğer ülkelerin doyması için çözüm
Globalleşmeyi yaygınlaştırmak. Bugünkü hali ile ”açıklığı yalnızca göz boyayan” ekonomiyi, pazarlarını daha da açmak. Gümrükleri kaldırmak, vergileri indirmek. 2011′de merkezci ve korumacı plan ekonomisini artık olması gereken yere, klozetin içine boşaltıp, üstüne sifonu çekmek.
Eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, aç kıtanın kendi çocuğu, Ganalı Kofi Annan, görevi sırasında çok eleştirildi başka konulardan ötürü. Ancak belki burada işi doğru ucundan tutmuş olabilir.
We are not only all responsible for each other’s security. We are also, in some measure, responsible for each other’s welfare. Global solidarity is both necessary and possible. — It is necessary because without a measure of solidarity no society can be truly stable, and no one’s prosperity truly secure. That applies to national societies — as all the great industrial democracies learned in the twentieth century — but, it also applies to the increasingly integrated global market economy that we live in today. It is not realistic to think that some people can go on deriving great benefits from globalization while billions of their fellow human beings are left in abject poverty, or even thrown into it. We have to give our fellow citizens, not only within each nation but in the global community, at least a chance to share in our prosperity.
Dipnot: Yazıda kullandığım fotoğraf, Mike Wells’in, Starving Boy and Missionary, 1980
No related posts.
bu yazıyı hangi dangalak yazdı diye baktım, alıntıdır filan diye… senin eserinmiş :S
çözüm önerin çok komik geldi
liseli tarzı, az kalsın çözüm önerinde herkes kardeş olsa, kimse kimseye kötülük yapmasa, kırlarda koşup oynasak diyeceksin sandım
Yorum bırakırken kullandığın uydurma adresin ''googlereyiz'' olması mı (modası geçmedi mi çocuklar bu reyiz esprisinin), yoksa neyi neden eleştirdiğini es geçip araya S li ve D li smiley koyuşun mu ''liseli'' olduğunu açığa vuruyor, bilemedim.
Yine de inci'cilerin buraların yolunu bulabilmesi, kendi adlarına bir gelişim.
Merhaba..Yazınızı okudum ve sonuna kadar da katılıyorum..Yapılan yardımların göz boyama olduğu ortada..Taşıma suyla değirmen dönermiki zaten..Uzay çağındayız diyoruz ama şu hale bak,insanlar aç..Nasıl bir rant vardır bu işin ucunda bilemem ancak birçok şeyin bilinçli yapıldığının,daha doğrusu yapılmadığının kanısındayım..
yaptığım yorumu değilde kıyıdan köşeden bulup buluşturduğunu eleştirmen yorumumun sana kapak olduğunu gösterdi.
inci üyesi olsamda kendimi tam incici olarak hissetmiyorum. diğer taraftan sen incicilerin yanına bile yaklaşamazsın. (inciyi düşman bellemeni feysbukta filan bi yerlerde seni taciz eden bi kaç ergen sebeb olmuş olabilir)
öbür blogunda yorum yazarken bu ismi ve bu web sayfasını bıraktığım için yine googlereyiz yazdım. hatırlarsın beni diye
"aleksandır sallandır"
smiley kullanmayı bırakamıyorum msnden kalma bi alışkanlık.
Hangi kapak?
''bu yazıyı hangi dangalak yazdı'' demen mi kapak, yoksa ''çözüm tarzın liseli'' ifadesi mi kapak?
Eğer yazıda katılmadığın yerleri birer birer belirtip benim argümanlarımın karşısına beni ya da en azından diğer okuyanları ikna edebilecek argümanlarla gelebilseydin, işte o zaman kapak olurdu. Bu tarz bir amacının olmadığı çok açık.
Acil tarafından ekonomi öğrenmen gerek postdiji. zaman bulursan biraz da maliye teorisi çalış derim. Daha güzel postlar çıkar ortaya.
Buyrun! maliye teorisi ve ekonomi bilginizle aydınlatın bizi. Yorumlarda karakter sınırlaması yok. ''Olmamış'' veya ''eksik'' diyenin ciddiyetini ölçebilmek için yerine ne koyduğuna bakmak gerekli.
Çok uzun uzadıya bir şeyler yazmaya vaktim yok Postdijital. Bir iki şey berlitebilirim tabi olarak. Öncelikli olarak gelişmekte olan ülke ekonomilerinde tarıma dayalı kalkınma diye bir kavram, daimi olarak, yok. Yalnızca sanayileşme aşamasına geçiş ve iş gücü kalitesini artırma aracı olarak bir basamak. Yani avrupa birliğine tarım ürünleri satamaması kısa vade büyük sorun gibi görünsede uzun vadede çok da büyük problem değil. Ayrıca ab gıda standartları -fena genelleme ama kısa ve öz- nazi almanyası dış ticaret politikasının yumuşatılmış halinden başka bir şey değil.
Afrikaya dönecek olursak, 1960'lara kadar pek çoğu -sömürge olmayan- kendi arazisini ekip biçebilir ve hatta ciddi ihracat rakamlarına ulaşırken nasıl oldu da kuru ekmeğe muhtaç oldular? pazar ekonomisi ve imf'ye yaptırılan kalkınma planları ve tabi olarak mevcut olan anomi hali.
Öncelikle dinamik bir kalkınma ekonomisi planına geçilmeli. Yani ortodoks Kalkınma ve Sabit kur politikasına bağlı olarak develüasyonlara gidilerek tarıma dayalı ihracatın, atıl alanların işletilmesini sağlayıcı çalışmaya yönelinmelidir. ki bildiğim kadarıyla verim endeksi 1/8 gibi bir sonuçtan küçüktü galiba. Tabi burada pazar olarak ab ülkelerinin dışındaki ülkelerden bahsediyorum. Bu süreç zarfında yapılan develüasyonlar kati surette yabancı sermaye için yatırım için olumsuz bir şart. develüatif uygulamalardan sonra oluşan sınırlı ekonomiye, bu süreçte anomi halinin ortadan kalkması ile ekonomik araçları ve emtiayı manipüle edebilecek devletin devletçi politikaları icra gücüne ulaştığında develüasyonları bırakıcaktır. ki bu aşama da yabancı sermayenin akışını sağlayacaktır. ondan gerisi de malum.
aslında ilk yorumu niye yazdım, akabindeki niye yazdım hala bilmiyorum. İnternette bir şeyler okumayı seviyorum. ama yorum yapmaktan zerre hazzetmem. Ki belki yorum yaptığımda aldığım karşılıklar hasebiyle gereksiz ölçüde sert söylenmişim. işte sevmiyorum yorum yapmayı. HEr insan fotoğrafçı, hukukçu, ekonomist, yazar, sanatçı… TÜrkiye'de son yıllarda inanılmaz bir özgüven patlaması var. Ben bile rusçam ingilizcem idare eder derken, okuduğunu anlamaktan aciz insanlar ingilizcem iyidir diye cvsine yazıyor. Bu özgüven her alanda var. Belki interneti çabasız kazanım dünyası görmenin neticesinde böyle tavırlara alışmam gerek.
Postdijital, kinaye falan yapmadım sana istinaden. yalnızca intertte bir şeylere yorum yazmanın ne denli zor bir şey olduğunu ifade ettim