Entelektüel stimulansını, medya olarak yalnızca gazete ve televizyon gibi tek taraflı komünikasyonu kullanan platformlarda bulmaya çalışan sıradan, normal bir vatandaş için internetin tanımı bu satırları okuyan sizlerden çok farklı. En azından öyle umuyorum.
Bir kere gün geçmiyor ki pedofili, kredi kartı yolsuzluğu, bomba imalatı, satanizm, sızdırılan seks videoları, birlik ve beraberliği zedeleyici yazılar, kişilere hakaret, Atatürk’ü rencide edici videolardan bahsedilmesin.
O yüzden TC vatandaşının gözünde internet ”tüm kötülüklerin anası”. Yoğun bir propaganda var internet aleyhine. Bunu da anlamak zor değil, biraz kafasını çalıştıran bir insan için. Bunların hepsi planlı ve programlı bir çalışmanın ürünü. Amaç insanları korkutup, internetin özgür yapısını kısıtlayıcı yaptırımları birer birer sisteme işlemek.
Çocuğunun istismar edilmesini istemiyorsan, Türkiye’nin dünya internet liginde Suudi Arabistan, Çin, Pakistan, Küba gibi ülkelerle aynı kategoride kabul edilmesine ses çıkarmayacaksın. Çünkü internet başıboş olduğu anda Türkiye Cumhuriyeti bölünüp, parçalanabilir, tecavüzler artar, hergün kendiniz hakkında internette hakaretlere rastlarsınız, sanatçılar açlıktan ölür, kimse müzik yapmaz, kitap yazmaz, film çekmez.
Bu propagandayı yapanları suçlayabilir miyiz? Hayır… Onlar mevcut sistemlerini korumanın derdinde, bildikleri azıcık şeyle, cahilce ve gayet içgüdüsel olarak böyle bir davranışa yöneliyor. Hadi iyi niyetimden dolayı böyle formule edeyim. Şimdi bizi yönetip, interneti regüle etmeye çalışanlar, lobilerden de açık, kapalı rüşvet alıyorlar desem ağır olabilir. Ki bunları da açıklayıp, bombalamanın zamanı gelecek.
Ama ilkönce bu işe kafası basanların, basmayanlara öğretmesi, eğitmesi gerekli. İster propaganda de, isterse bir ideolojiyi paketleyip, allayıp, pullayıp satmak de. Yapılması gereken bu. Bir de korkacak birşeyimiz yok. Ürün çok sağlam. Piyasada dejeneresi, sahtesi, çakması bulunan bir şeyin ta kendisini, su katılmamış halde insanlara satmaya çalışıyoruz. Sonsuz bilgi, bu bilgiye sınırsız ve engelsiz ulaşım, kültürün ve sanatın paylaşımı, eser sahiplerinin köleliğine son vermek, önkoşulsuz bir düşünce ve ifade özgürlüğü.
Demek istediklerimi BBC bu videoda daha nazik bir dille açıklamış.
Geçtiğimiz günlerde ateşli bir kitap eleştirisi döndü İsveç medyasında. Markis De Sade‘nin eserleri hem feminist eleştirmenler hem de bunların dışında kalan birkaç eleştirmen tarafından tartışma konusu oldu. Tüm bu tartışmalar iştahımı kabartınca, uzun yıllar sonra Vertigo yayınevi tarafında İsveççe’ye çevrilen De Sade’nin eserlerini külliyen ısmarladım. Juliette, Yatak Odasındaki Filozof, Ernestine ve Sodom’un 120 Günü’nden oluşan 4 kitaplı bu seti okumak uzun zaman alacak. Bir de Vladimir Kaminer‘in Militärmusik’i onca zamandır, yatağın yanında duruyor. Yine de bu bekleyen kitaplar beni eski Guns n’ Roses gitaristi Slash’ın kitabını pocket versiyonunda satın almaktan geri koymadı.
Çok sıklıkta okuyan bir kitap kurdu değilim. Bu 6 kitabın bitmesi 2 senemi alabilir. Daha Friendfeed kitap paylaşım kanalında gözüme takılan şeyler var. İstediğin kitaba ulaşma ve satınalma konusundaki engeller büyük ölçüde kalktı artık. Joan Sinclair’in japon seks klüplerini anlatan Pink Box adlı fotoğraf kitabını internet üzerinden ısmarlamamla evimde bulmam arasından 12 gün geçmişti. De sade seti 5 günde geldi. 2009 yılı benim için ”artık okuma olayını daha pratik bir hale getirmek lazım” dediğim yıl oldu. Maalesef bu yıl içersinde elime göz koyduğum, alabileceğim bir e book okuyucusu geçmedi. Ancak tüm resmi ve gayri resmi duyumlar 2010 un böyle olmayacağını müjdeliyor. Fiyatı ne olursa olsun muhakkak gözümü koyduğum bir cihazı alacağım.
Amazon Kindle daha eski kıtaya ulaşmadan bana göre retro oldu. Apple tablet ne zaman gelecek belli değil, Crunchpad bir fiyasko ile sonuçlanıp Joo Joo adı altında gereğinden fazla pahalı bir başka cihaza dönüştü. Ancak beni umutlandıran başka haberler var. Hepsinden önce yapılan tahminleri bir toparlayacak olursam, 2010 da bizi bekleyen cihazların 4 kategoride ayrıldığını görüyorum.
1- Kitap Okuyucular
Text okuyup resimleri görmeye yarayacaklar. Tabii ki bunlarda da interaktiflik sözkonusu olacak ama mesela tek elinle gazeteyi okuyup nasıl scrolla yapacaksın? Amazon Kindle yine popülerliğini korur bence. Okumaya odaklı yapısı ve geniş içeriğe ulaşım bunu mümkün kılıyor.
2- Gazete Okuyucular
Şu ana kadar pek görmedik örneklerini. Bence geleneksel medya için içinde bulundukları krizi aşmada yeni bir imkan sunabilir. (Her ne kadar bu krizi aşmalarını dilemesem de). ”Gazeteye 2 yıllık abonelik ile 2 adet reader (okuyucu) bedava” tarzı kampanyalar ile çıkabilirler. Gazetenin alacağı reklam gekonusunda basılı nüshasına göre çok daha etkin olacağı kesin. Gazetede okuyucunun bilhassa öncelikle okuduğu haberlere, yorumlara, makalelere göre kişisel reklam yapmak zor olmasa gerek bu cihaz üzerinden.
3- İnterakrif medya cihazları
Bu konuda birşeyler yazmaktansa sözü İsveçli medya devi Bonnier‘in çıkarmayı planladığı cihazın tanıtım videosuna bakalım. Bonnier tv kanalları, gazete ve dergi yayınları sahibi büyük bir şirket. Türkiye’ye uyarlaması çok kolay olur. LigTV hangi medya devinin kanalı? O devin başka hangi kanalları, dergileri ve günlük gazeteleri var?
Mag+ from Bonnier on Vimeo.
4- Daha bilgisayara benzeyen, enformasyonun her türlüsü ile içli dışlı omamıza yarayacak cihazlar
Burada Microsoft Courier güzel açıklamış nasıl olacağını. Büyük bir ihtimalle Apple Tablet de çıktığı zaman bu kategorinin altında yer alacak. Aynı videodaki gibi, ancak Apple’ın görmeye alışık olduğumuz tüm ürünlerine bağlı olacak, müzik, oyun, sosyal medya ve yukarda saydığım cihazların tüm yapabildiklerini yapacak bir tablet…
Yalnız Apple’dan ve diğer üreticilerden tek isteğim bu cihazı online olmadan da kullanabilme seçeneğini kullanıcıya vermeleri. Bugüne kadar kafamda bu tarz cihazlarda surf ve interaktivitelik değil de sırf ”okuma” işlevine zorluk çıkaracağını düşündüğüm şey, gitgide hayatımızda default halini alan sürekli ”online” olma durumu. Okumak ile bu birlikte gitmiyor.


Son Yorumlar