Jan 082010

Taraf Gazetesi’nin Sevan Nişanyan’ı köşesini bırakmaya zorlayan tavrına karşı yapılabilecek birşey vardı. Fikri de aslında İsveç’den, yaşanmış bir olaydan aldım. Olayı kısaca geçmem gerekiyor önce.

Önbilgi olarak, fazla da doktrine ve detaya kaçmadan, İsveç Krallığı’ndan aslında sosyalist/feminist bir laboratuar olarak bahsetmek mümkün diyeyim. Örneğin bu sebeple, ülkede fuhuş yasak ve bu mesleği icra edenlerin seslerinin geleneksel medya ve hükümet tarafından bastırılmaya çalışıldığı bir ortamdayız.

Alternatif medya tabii bu baskıların dışında kalmayı başarıyor ve kendi içinde dengelerini kuruyor. İsveç blogosferinde tanınmış bir yazar olan Isabelle aynı zamanda anne ve fahişe. Mesleğini kanundışı sayıp, ahlaki olarak aşağıda gören bir otoritenin hüküm sürdüğü ülkesinde kendini, sevdiklerini, yakınlarını ve çocuğunu korumak için takma isimle blog yazıyor.

Isabelle birgün internet üzerinde bir tartışma ortamında, geleneksel medyada gazeteci olan (aynı zamanda bir blog yazarı) Johanna adında bir kadın ile takışıyor. Tartışma alevlendiğinde Johanna bildiğimiz klasik söylemlere giriyor. Nedir o? Kendi ismini açıkca yazmaktan çekinen bir insanla tartışmaya girmeyeceğini, Isabelle gerçek ismi ile ortaya çıkmadığı sürece kendisini dikkate almayacağını, yok sayacağını belirtiyor. Detaylarına girmemize gerek yok. Ancak basın kartı taşıdığı ve yazdıklarına para aldığı için kendini elit zanneden Johanna tartışmanın ilerleyen bölümlerinde argümanları yetmeyince Isabelle’ye bizde sosyal medya kullananların diliyle DM atıyor. İkilinin arasındaki bu gözlerden uzak haberleşmede Johanna gazetecilik imkanlarını kullanarak Isabelle’nin kimliğini ortaya çıkarıp bunu ifşa edeceğini belirtiyor. Artık siz isterseniz buna tehdit deyin.

İsabelle’nin aralarında geçen bu elektronik posta trafiğini blogunda yazması ve bu kimliğinin açığa çıkması riskini göze alamadığı için blog yazmayı bırakma kararını açıklaması, daha sonra İsveç blogosferinde Türkçe’ye ”blog depremleri” olarak çevirebileceğim bir hareketin başlamasına sebep oldu.

Blog depremi nedir? Nasıl çalışıyor? Herşeyden önce sonuçları, verdiği hasarlar nelerdir?

Sondan alayım. Sonuçları ne oldu? Olayın üzerinden geçen 2 yıl sonrasında Johanna A. nın ismini google da aradığım zaman ilk 15 de çıkan sonuçlarda ”bir gazetecinin anonim bir blog yazarına yaptığı şantajın sonuçları” blogların ağzından gözlerimin önüne seriliyor. Google üzerinde sizin hakkınızda yazanların iş hayatı ve kariyer için ne kadar önemli olduğunu bilmeyeniniz yoktur.

Daha yeni bir röportajı okudum Johanna ile yapılan. Kadın bir SEO uzmanı tutmuş kendine. Bu üzerindeki damgayı çıkartabilmek için…

Peki bu nasıl gerçekleşti?

Herşeyden önce blogosfer içinde bir karara vararak görüşleri ne olursa olsun böyle bir şantajın kabul edemeyeceği konusunda birliğe vardı. Bundan sonrası çok kolaydı. Belki 50 kadar blog bu konudaki anahtar kelimeleri kullanarak konuyu işledi. Bunu tekrarlayarak yaptılar. Ayrıca her yazının sonunu, konuyu diğer işleyen bloglara linkler vererek getirdiler.

Google’ın kullandığı algoritma için bu seksi iç çamaşırları giyen bir kadının özel striptiz yapması gibi birşey olmalı. Sonucunda deprem olması kaçınılmaz…

Tabii bunda geleneksel medyanın olayı aynı yoğunlukta işlememesinin de rolü var. Zaten geleneksel medyanın önemli bulup işlediği konular ile IQ seviyesi ortada olan sade vatandaşın ilgilendiği konular farklı olduğundan bunu yadırgamamak lazım. Boşluk her zaman doldurulur. Burada önümüze gelen de bu.

Pekçok konuda kullanılabilir esasında bu taktik. İnsanların bu gücün farkına varabilmesi gerekir. Asıl güçlük orada.. Bunu anlatabilmek…

Birşey dikkatimi çekti, onu da söylemeden bitirmeyeyim:

Sevan Nişanyan adını bugün Türkiye’de gündemi takip edenler arasında bilmeyen az. Bu yazarın bir blogu olduğunu kaç kişi biliyor peki? Bence fazla değil. Adı bu derece bilinen bir yazarın, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi çok temel bir hak konusunda çektiği sıkıntı o bloga kaç yorum olarak döndü? Ben size söyleyeyim. Aradan herhalde 24 saat geçti, ama şu an ititbarı ile 0 yorum var. Oranın en az 150 yorum alması lazımdı. Gerçi bunda blog sahibi Sevan Nişanyan’ın da sorumluluğu olabilir. Dün gece attığım yorum halen yayınlanmadı.

Bu arada Nişanyan’ın bir başka eksiği daha var. Facebook’da yaptığı açıklamadaki serzenişlerinden anlıyorum ki, Taraf Gazetesi’nde ücret almadan yazıyormuş kendisi. Açıklamasını şöyle bitirmiş..

Yazmak bir iptiladır. Elbette yazmadan duramam. Ama nerede, nasıl, şimdilik daha düşünmedim.

E blogun var ya Sevan… En yazman gereken yer orası.

Taraf Gazetesi’nin bu sansürüne karşı tepkilerini Nişanyan’ın yazısını yayınlayarak gösteren bloglar ise şöyle (başka bloglarda çıktıkça aşşağıdaki listeyi güncelleyeceğim)

Hasan Rua – Lektüel
Lermontov – Yıkıcı Tutku
Taylan -Seviyesiz Siyaset
Kenar -Kenardan
Ali Rıza Esin -Durumsama
Cansu Elter – Mana Aramayın
5posta – Fekat Bu Censüre’dir Azizim


Dec 082009

Sizin daha önce yaptığınız aramalara dayanan, onları baz alarak yeni arama sonuçları veren Google’ın personal search result şu an itibarı ile bir standart olmuş durumda. Bu bana göre 2009 yılında Google’dan gelen en önemli haber. Biraz üzerinde düşünürsek SEO denilen ve arama motorlarında pozisyon almaya yarayan işlerin tümüne etkileri olacak bir yenilik.

Dün diğer blogumda yazdığım Mutaa nikahı adlı yazım, bugün Mutaa nikahı diye aradığımda en üst sırada çıktı karşıma. Tabii bunda o yazıyı yazarken ne kadar SEO kurallarını gözettiğim tartışılır. Genel olarak blog yazılarımı SEO düşünerek yazmıyorum. Öyle olsa anahtar kelimeleri ilk paragrafta kullanmak gerekecek. Oysa konuya hemen giriş yapmayı sevmiyorum çoğu zaman. Bunu önsevişmesiz seks yapmamaya da benzetebiliriz belki. O yüzden Mutaa Nikahı’nda hemen ilk sırayı almak beni şüpheye düşürdü.

Bu büyük bir ihtimalle arasıra google arama motoru üzerinde bazı kelimelerde hangi sıraları aldığımı kontrol etmemle ilgili olmalı. Yani google arama çubuğu üzerinden sık sık kendi bloguma giriyorum. Bu google tarafından kaydediliyor.. Daha sonra ”kremalı ıspanak çorbası” aradığımda ilk sıralarda öbür blogumda bu konuda yazdığım bir blog yazısı karşıma çıkması normal. Eğer böyle bir yazı yazdımsa tabii.

Bu bana arama sonuçlarındaki çeşitliliği ve sürprizleri, yeni fikirleri, siteleri keşfetmemize mani olacağı düşüncesini veriyor. Böyle bir şeyi istemiyorum açıkcası. Hatta belki bundan da önemlisi, Google’ın benim nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığını bilmesinin bende verdiği rahatsızlık duygusu.

Daha önceleri yalnızca Google hesabınıza giriş yapıp, arama motorundan sonuçlar aldığınızda bu özellik aktive oluyordu. Şimdi ise ister bir google kontonuz olsun, isterse olmasın, google son 180 gün içinde yaptığınız aramaları baz alarak size sonuç getiriyor. Şükür ki, google web history ayarlarınızdan bu özelliği kapatmanız mümkün..

Arama sonuçlarımızın kalitesi ve özel bilgilerimiz dışında, başta da belirttiğim gibi işin bir de SEO kısmı var. Bu etkileri maddeler altında toplayacak olursam:

1- Pek çok şirket kendi sitesinin pozisyonunu olduğundan daha yüksek görecek

Bu SEO denen şeyi zaten site sahiplerine anlatmak pek kolay bir iş değil. Hal böyleyken, X şirketinin bu işlerden sorumlu müdürü şirketinin pozisyonunu kontrol etmek için google’da küçük bir arama yaptığında kendi şirketinin en üst sırada olduğunu görecek. Belki bu yüzden SEO konusunda yapması gerekenlerden, şirket sitesinin eksikliklerinden haberdar olamayacak.

2- Google’da arayabilirsin beni.. Yok, bi dakka, dur…

Belki biraz abartı olacak. Ancak bu sistem uzunca bir süre arama motorlarında sizin kariyerinizi ve porföyünüzü gösterecek olsa da, en kötü olabilecek senaryoyu düşündüğümüzde başka birinin sizin hakkınızda bilgi bulması zorlaşabilir zamanla.

3- ”Title” ve açıklamaları daha iyi optimize etmek

Bu her zaman önemliydi. Ancak şimdi daha da önemli olacak. Google tıklamaları ölçecek ve insanlar nasıl tıklıyora baktıktan sonra onlara kişisel bir arama motoru verecek. Dolayısıyla sitenizin daha fazla tık alması için başlık ve açıklamalar bölümünü daha sıkı bir şekilde elden geçirmek zorunlu olacak. Nasıl yazarım da, daha fazla tık alırımı düşünecek site sahipleri. Bu beni çok korkutuyor. Türk insanının google’da da sidik yarıştıran insan tipi olduğunu bize son yıllarda göstermesi ve ”hile, hurda” nın oldukça meşru sayıldığı bir internet ve SEO branşından arama sonucu kirliliğine yol açacak yöntemler bekliyorum.

4- İçeriğin tamamının optime edilmesi zorunluluğu

Yalnızca yazı değil, video, fotoğraf ögeleri de sıkı bir şekilde optime edilmeli. (Mesela benim hiç yapmadığım bir şey bu)

5- Sıralama ölçen araçların işi zorlaşabilir.

Aranan belirli bir kelimede hangi sıralamada olduğunuzu 3 aşşağı 5 yukarı bilebiliyordunuz. Bu genel bir ortalama baz alınarak hesaplanıyordu. Şimdi arama sonuçları kişiselleştirildiği için bunun objektif bir ölçümü olup olmayacağı şüpheli görünüyor.

6- İçeriği zengin ve sık yenilenen sitelerin sıralaması yükselebilir.

Google büyük bir ihtimalle sık ziyaret edilen sitelere biraz öncelik sağlayacağına göre, siteye gelen kullanıcılardan daha iyi bir şekilde yararlanmak, onları stede uzun süreli tutmak, tekrar geri getirmek gibi faktörler önem kazanacak.

7- Biz SEO yapıyoruz
Diyen şirketler şimdi ne yapacak? Gördüğüm kadarı ile müşterinin konuya kafasının fazla basmamasını branşın ekmek kapısı haline getiren şirketler var. Bunların kendilerini pazarlama yöntemi belirli ücretler karşılığı pozisyon garanti etmek. SEO nun ne olduğunu yeni duyanlara tek bir tavsiyem var. Kim ki size pozisyon garantisi veriyor, o SEO sahtekarıdır. Yine de bu işi insaflı yapıp ilk 10 da yer sözü verip para alanlar vardı. Bakalım bunlar yeni bir yöntem bulabilecek mi?

Ne yapıyorsanız yapın!!! Suffusion WordPress theme by Sayontan Sinha