Çoğu insan telif haklarının yüce bir felsefe ile kültür hayatını korumak için ortaya çıktığını sanıyor. Hem sanatçıya ekonomik destek hem de sıradan insanların müzik, edebiyat ve kültürü alabilmesine yardım edecek…
Gerçekler ise sanıldığından çok farklı…
Copyright, bizdeki adı ile telif hakları (ekonomik bağlamda alıyorum burada, yoksa sanatı ve kültürü yaratan sanatçının eserini kendinin olduğuna dair tescil ettirmesi bunun dışında) ortaya bir sansür mekanizması olarak çıkıyor ilk defa. Kime karşı ve ne zaman? Belirli bir politik görüşe ve yanlış dine sahip olanlara karşı başlatılan bir savaşta uzun yıllar önce… Çok insan öldürüldü, idam edildi. Diğerleri ülkeden kaçtı. Copyright’ın fonksiyonu bu kaçakların birbiri ile iletişim kurmasını engellemek ve fikirlerini insanlara yaymalarını engellemekti. Üstelik bu copyright’ın yan efektlerinden biri değil, asıl amacı idi.
Herşey Henry VIII ile başladı. İngiltere kralı Henry… Bir katolik olarak yetiştirilen Henry’nin hiçbir zaman dinle fazla alakası olmadı. Daha çok uçkuruna düşkün bir kral olarak hatırlanacaktı. Zamanı gelince bir kadınla evlendi, Catherine of Aragon ve daha sonra adını Mary koydukları bir kızları oldu. Henry’nin gözü her zaman dışarıdaydı. Zamanla Henry evliliğinden de usandı ve ayrılmak istedi. Ancak Papa, Catherine of Aragon’u kanatları altında ialmıştı. Katolik kilisesi de böyle bir şeye kesinlikle izin vermiyordu zaten.
Henry VIII kuru gürültüye pabuç bırakan bir kral değildi. Papaya resti çekerek bütün İngiltere’yi protestan yaptı. Sonra da boşanıp kendine beş tane karı aldı. Bunun yanında sevgilileri de oldu. Tarihçiler bugün bu hatunların sayısı konusunda fikir birliğine varamamaktadır. Bu kadar hengamenin içinde bir kızı daha oldu Henry’nin. Elizabeth…
İki kızı da daha sonra babalarının tahtına oturacaktı…
Aşşağı yukarı bu dönemlerde Guthenberg’in matbaası ortaya çıkıyor. İlk baskı makinesi ne zaman ortaya çıktı tam belli değil, ancak 1450 lerin başı olmalı. 1480 de Avrupa’da 110 tane baskı makinesi vardı… bunların 50 tanesi İtalya’da idi. İlk makine İngiltere’ye 1485 de geldi.
Bu dönemde copyright (telif hakları) diye birşey yoktu tabii ki. Öncesinde, bir eseri kopyalamak istediklerinde bu işe özel olarak ilgilenen kişilere gidip ilgili eseri kopyalaması için sipariş veriliyordu. Yalnız bu profesyonel yazıcılar hiçbir zaman kopyaladıkları eserleri yüzde yüz çevirmiyordu. Kendilerine göre buldukları imla hatalarını düzeltiyor, hatta eserlere zaman zaman iyi niyetle, zaman zaman da kötü niyetle ekleme ve çıkarma da yapıyorlardı. O yüzden matbaanın gelmesi bir devrim yaratmıştı. Eserler onbinlerce ve tıpkısının aynısı kopyalanıyordu. Herkes yayıncılık yapabiliyordu. Cebinde basım masraflarını karşılayacak parası olanlar her önüne gelen eseri basmaya başladılar. Galilei, Sokrates, aklınıza ne geliyorsa…
Sahtecilik – başkasının eserinin altına kendi adını yazmak – sık sık karşılaşılan bir durumdu. Tersine sahtecilik de yapılıyordu. Kendi eserinin altına daha ünlü birinin ismini koymak… Bu daha popülerdi. Tamamen bir kaos…
1553 de Queen Mary I tahta oturdu. Henry ve Catherine’nin kızı olan Mary… Tabii boşanma sebebi ile Catherine kraliçelikten, prensesliğe oradan da leydiliğe iniş yapmıştı. Mary annesinin bu durumuna çok bozuluyordu. Babasına karşı ise kin besliyordu. Annesine yaptıklarından, yaptıklarını haklı çıkarmak için İngiltere’yi protestan yapmasından dolayı… Kendisi çok koyu bir katolikti. Ve İngiltere’yi tekrar katolik yapmayı kendisine vazife edinecekti.
Acımasız bir av ve katliam başlattı protestanlara karşı. İlk etapta toplumda gücü ve etkisi bulunan 300 protestanı idam etti. Ekonomik durumu iyi olan 800 aile ise yurt dışına kaçabildi. Fakir protestanlar tutuklandı, idam edildi. Bloody Mary lakabını işte böyle haketti Queen Mary I.
Mary’nin tahammül edemediği başka birşey ise protestanların matbaadan yararlanarak, fikirlerini sarayın ve kilisenin kontrolü dışında yaymalarıydı. Ancak sarayın askeri gücü ile bunun önüne geçemeyeceğini anlamıştı. Kendine bir işbirlikçi bulması gerekiyordu. Bu yüzden London Company of Stationers‘ a (Londra Matbaacılar Birliği) bir teklifle gitti.
London Company of Stationers yalnızca sarayın uygun gördüğü eserleri basacaktı. Bunun karşılığında ise kitap basma branşında monopol (tekel) e sahip olacaklardı. Bu organizasyonun dışındakilerin matbaalarına el koyulacak, bastıkları kitaplar imha edilecekti.
4 mayıs 1557 de kraliçeden monopol haklarını ve ayrıcalıklarını tasdikleyen belgeyi aldılar. Bu aynı zamanda kraliyetin özel sansür bürosu olmaları anlamına da geliyordu.
Ne mutlu ki Mary protestanlığı yok etme görevini başarı ile tamamlayamadı. Kasım 1558 de öldü ve ardından Queen Elizabeth I taç giydi. Elizabeth protestandı ve hala 500 yıl sonra bugün bile İngiltere’nin en sevilen kraliçesidir.
Buna rağmen ilginçtir ki, Queen Mary’nin konstrüksüyonu olan sansür sistemi yaşıyor. COPYRIGHT adı altında.
Copyright kelimesi matbacılık branşında kulanılan bir terimdi… Birlik üyeleri aralarında anlaşmaya varıyorlardı. Hangi eseri hangisi basacak diye. Ve bu anlaşmalar kayıtlı olarak London Company of Stationers da belgeler halinde bulunduruluyordu. Kimin, neyi basmaya hakkı var belirlemek için. Kopyalama hakkı, copy ve right…
Çok değil, 150 yıl sonra Avrupa’da yeni rüzgarlar esecek, basım hürriyeti moda olacaktı… Kısa, fakat etkili bir devrim oluyordu İngiltere’de.. Yıl 1688… Tarihte ”Glorius Revolution” adıyla bilinen devrim, bizlere tarihin galipler tarafından yazıldığına da örnek teşkil ediyor. Bir başka adı da ”Blodless Revolution” olan bu devrim adına nazire yaparcasına İskoçya’da 3 meydan savaşına ve İrlanda’da kan banyosuna mal olacaktı.
Fazla detaya girmeden bu iç savaşın sonunda parlamentonun saraya göre daha fazla bir güç kazandığını görüyoruz. Bu parlamentonun üyelerinin büyük çoğunluğu ise Stationers tarafından sansüre uğramış kişiler oldukları göze çarpıyor. Dolayısıyla bu insanlar sansür kurumunun varlığından hiç memnun değillerdi. İşte böylece London Company of Stationers in ayrıcalıkları ve monopolü ellerinden geri alındı, basım hürriyetine gidildi. Tıpkı Queen Mary I den önce olduğu gibi…
İkinci bölüme önümüzdeki hafta devam etmeyi düşünüyorum. Uzun postalar, farkındayım… Bilinmesi gereken şeyler olduğunu ısrarla söylüyorum. Yazının ikinci bçlümünü de bitirdikten sonra PDF formatında indirilebilir şekilde de vereceğim.

"Çoğaltım hakkının bugün bu yoğunlukta tartışılıyor olmasının ana nedeni, bilindiği gibi internet. Temel mantığı paylaşıma dayanıyor internetin; yüz milyonlarca kişinin paylaşımına açık olduğu için de denetlenmesi son derece zor. Dahası internet, “yaratıcı yazar” kavramını iki yoldan dönüştürmeye aday: birincisi, kavramın romantik içeriğini, yazarın yarı-tanrısal niteliklerini ortadan kaldırıyor, çünkü herkesin yazar olabildiği (dolayısıyla da “gerçek yazar”ların “ağzı olan konuşuyor, internete bağlanan yazar kesiliyor, yazarlık ayağa düştü, dil kirleniyor, ortalığı barbarlar bastı” diyerek yakınmasına neden olan) demokratik bir platform yaratıyor; ikincisi metin üretme sürecini tek kişinin dehasının gizemli derinliklerinden çıkararak, yazılmış metinler arasında bağlantılar kurarak, seçme/yanyana getirme sürecini işleterek “üstmetinler” (hypertext/ metatext) oluşturmayı geçerli bir “yaratıcılık” ve “yazarlık” biçimi olarak ortaya sürüyor. Bu biçim de açıkça “çoğaltım hakkı” mantığıyla çelişiyor." (cem akaş © 2004)…
This comment was originally posted on FriendFeed
Gayet yerinde bir tespit. Özellikle "yazılmış metinler arasında bağlantılar kurulması" ile yazarlararası metinler ortaya çıkması meselesi. Yazarın yarı tanrsallığı (buna her türlü eser sahibini de ekleyebiliriz) kurtulunması gereken tehlikeli bir yüceltmeydi zaten. Zamanında Walter Benjamin "Author as Producer" denemesinde konuyu çok iyi açıklamıştı (http://newleftreview.org/?page=article&view=135). Üretimin bir değişikliğe neden olmuyorsa üretme daha iyi diye özetleyebiliriz.
This comment was originally posted on FriendFeed
New Left Review’ın linki abonelik istiyor, ama Benjamin’in tam metnini buradan indirmek mümkün: http://roundtable.kein.org/files/roundtable/Walter%20Benjamin_%20The%20Author%20as%20Producer.pdf Benim naçizane tavsiyem ise, 1934 tarihli orijinal metni okumadan önce, Benjamin’in teorik bakış açısının dijital çağa da uyarlanmış hali olan şu “Introduction to ‘The Author As (Digital) Producer” yazısına bakmakta fayda var: http://www.data-browser.net/02/DB02introduction.pdf …
This comment was originally posted on FriendFeed
"Müziğin yüzlerce yıllık gelişimi bireysel olmaktan ziyade kolektif bir süreçtir. Fikri mülkiyet savunucularının ilk argümanı insanların kendi işgüçlerinin sonuçları üzerinde hakka sahip oldukları tezidir. Buna Hettinger’in cevabı, fikri ürünlere dair tüm değerlerin işgücünden doğmadığıdır. Ayrıca fikri ürünlerle meydana getirilen değer yalnızca bir kişinin ya da küçük bir grubun işgücünün sonucu değildir. Fikri ürünler sosyal ürünlerdir (Martin, 1998: 37)."
This comment was originally posted on FriendFeed
"Bestelenmiş olan bir müzik eserini düşünelim. Üretilen bu eser yalnızca bir kişinin o anlık çabasının sonucu değildir. O kişinin içinde bulunduğu toplum ya da farklı toplumlar ve farklı müzisyenler tarafından daha önce yapılmış müzikal çalışmalar olmadan bu bestenin ortaya çıkması olanaksızdır. Besteci, o zamana kadar beslendiği çeşitli kaynakların bir sentezini yapar, zihnine doldurduğu farklı müzikleri dönüştürüp yeniden üretir. Olmayan bir şeyi ortaya çıkarmış olmaz, zaten var olan müzikal fikirlerin değişik bir karışımını meydana getirmiş olur. Bunun yanında ona müziği icra etmeyi öğretenlerin, eğer kendi çabasıyla öğrenmişse öğrenmesine sebep olmuş etmenlerin, kullandığı çalgıyı icat eden ve geliştirenlerin, hatta o eseri bestelerken kullandığı çalgıyı üretenlerin de o eserde katkısı olmadığını kolay kolay söyleyemeyiz. Daha pek çok etmenden bahsedilebilir. Hiçbir kültürel ürün, pek çok sayıda insanın daha önce sarf ettiği emekler olmadan var olamayacaktır."
This comment was originally posted on FriendFeed
"bir eserin, yaratıcı bir dehaya ait, özgün ve özerk olduğu fikri yüzyıllar boyunca var olmamışken Rönesans’la birlikte buna dair belirtiler ortaya çıkıyor ve özellikle 19. yüzyılda Romantik dönemde doruk noktasına ulaşıyor. Modernizm, Romantik dönemin “yaratıcı” (author) kavramını olduğu gibi alıyor ve telif hakkı yasaları da bu temel üzerinde yükseliyor. … telif hakkı kavramı halen “özgün” ve “özerk” esere dair modernist kavrayışa dayanıyor."
This comment was originally posted on FriendFeed
"Günümüz kültüründe, üretici ya da icracıların kendi ortak kültürel ve entelektüel alanımıza ait pek çok kaynaktan – dil, simgeler, tonalite, ritimler, renkler, akımlar, anlamlar, mizah ve benzer başka şeyler – yararlandığını unutmaya eğilimliyiz. Bu nedenle özgünlük iddiası ve bunun sonucu olarak çalışmaları üzerinde sanatçılara tekelci haklar vermek için haklı bir neden söz konusu değil. “Özgünlük”, yanıltıcı ve romantik bir kavram."
This comment was originally posted on FriendFeed
Bunlar da benim geçen sene içerisinde yaptığım bir çalışmadan alıntılar. Epey bir makale okuma fırsatım da olmuştu o dönem telif hakları ve özgünlük meselesiyle alakalı.
This comment was originally posted on FriendFeed
Bu tartışma daha çok su kaldırır ve kaldırmalı da zaten. Ama Türkiye’deki kitap ve müzik yayıncılarının (tanıdığım kadarıyla) hayata bakışlarını / değer yargılarını falan düşünüyorum da, örneğin Cem Akaş’ın 2004’teki sivri çıkışını biraz “aceleci” buluyorum kendi adıma… Örneğin, Cem’in bir de “Korsan Yayına Güzelleme” diye bir yazısı vardı meşhur: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=104720 Beş yıl önce epey tartışma yaratmıştı camiada…
) “…’Fikir ve sanat eserleri’nin, ilk çoğaltımdan bir yıl sonra ‘miri mal’ haline gelmesini savunuyorum… Ben bir yazar olarak, yazdığım şeyler karşılığında birilerinin bana para vermek istemesini, engellenmesi gereken bir şey olarak görmüyorum; ne var ki bunu bir hak olarak, ölümümden yetmiş yıl sonrasına dek sürecek bir hak olarak da görmüyorum.” diyordu… Cem Akaş’ı tanıyanlar bilir, saygı duyduğum bir yaratıcı zekası ve çalışkanlığı olmasının yanı sıra, tüm samimiyetine rağmen, belki de biraz aceleci ve heyecanlı yapısı nedeniyle, bu tartışmada epeyce “zamanın ötesinde”…
This comment was originally posted on FriendFeed
Fakat diğer yandan "toplum buna hazır değil" argümanıyla ne kadar gidilebilir ki? Sonuçta belirli bir tekeli elinde bulunduran hiçbir kurum bu tekelden vazgeçmeyi istemez. Sermaye gibi güçlü bir silahı olan ve iktidar odaklarıyla ilişkileri de (Türkiye özelinde değil, dünya genelinde söylüyorum) çok sıkı olan gruplara karşı "sınırlı saldırı"lar yapılmalı ki, bu fikirler bir şekilde muhatabına (okuyucuya, dinleyiciye vs.) ulaşabilsin.
This comment was originally posted on FriendFeed
“Toplum buna hazır değil” argümanını tabii ki umursamıyorum ama, “endüstri buna hazır değil”i biraz biraz umursuyorum…
“Sınırlı saldırı” da kuşkusuz doğru bir yöntem ama, zamana yayılmış ve bir stratejiye oturtulmuş şeylere daha sıcak bakıyorum açıkçası… Yanılıyor olabilirim tabii ama, “anarşist ruhlu ve üstün zekalı bir gencin saman alevi formatındaki sivri çıkışı” olarak hatırlanıyor o olay bugün bence… Dünyanın en doğru fikrini savunuyor olsam bile, eğer hayatımın geri kalanında da içerisinde yaşayacağım o endüstrinin bazı dinamiklerini değiştirmenin uzun yıllar alacağının farkındaysam, öncelikle amacımın “bağcıyı dövmek değil, birlikte üzüm yemek” olduğununun doğru algılandığına emin olmalıyım, diye düşünüyorum… Fikirlere hiçbir itirazım yok, sadece üslup / iletişim konusunda daha temkinli davranma taraftarıyım…
This comment was originally posted on FriendFeed
Fakat şu anda endüstrinin içerisinde bunu savunabilecek, bu stratejiyi geliştirebilecek birileri var mı? En nihayetinde bu copyright sisteminin devamından çıkarları var
Cem Akaş’ın da bundan çıkarı olmasına karşın samimiyetle görüşünü dile getirmiş. Eğer dediğiniz gibi zamana yayarak ve bir stratejiye oturtarak bunu yapabilecek bir grup varsa tabii ki yapsın, tabii ki çok daha sağlıklı olacaktır. Ama diğer yandan bireysel çıkışlar da en azından konu üzerinde daha önceden düşünmemiş birilerinin düşünmesini sağlayacaksa onlar da faydalı olur gibime geliyor. Sadece yayıncılık değil müzik endüstrisinin içinde de Türkiye’de böyle bir grup yok mesela. Ayrıca müzik endüstrisinde sağlam bir yeri olup da telif hakkının en azından şu anki işleyişiyle ilgili derdi olan tek bir birey de yok (varsa da ben denk gelmedim). Belki internetle büyümüş neslin temsilcileri olacak müzisyenler bunu savunmaya başlayacaklardır yakın zamanda, en azından umut ediyorum. Bir de burada bir şeyin "doğruluğunu" savunmaktan ziyade artık bu konularda bir…
This comment was originally posted on FriendFeed
Fakat şu anda endüstrinin içerisinde bunu savunabilecek, bu stratejiyi geliştirebilecek birileri var mı? En nihayetinde bu copyright sisteminin devamından çıkarları var. Cem Akaş’ın da bundan çıkarı olmasına karşın samimiyetle görüşünü dile getirmiş. Eğer dediğiniz gibi zamana yayarak ve bir stratejiye oturtarak bunu yapabilecek bir grup varsa tabii ki yapsın, tabii ki çok daha sağlıklı olacaktır. Ama diğer yandan bireysel çıkışlar da en azından konu üzerinde daha önceden düşünmemiş birilerinin düşünmesini sağlayacaksa onlar da faydalı olur gibime geliyor. Sadece yayıncılık değil müzik endüstrisinin içinde de Türkiye’de böyle bir grup yok mesela. Ayrıca müzik endüstrisinde sağlam bir yeri olup da telif hakkının en azından şu anki işleyişiyle ilgili derdi olan tek bir birey de yok. Belki internetle büyümüş neslin temsilcileri olacak müzisyenler bunu savunmaya başlayacaklardır yakın zamanda, en azından umut ediyorum. Bir de burada bir şeyin "doğruluğunu" savunmaktan ziyade artık bu konularda bir tartışma ortamı olmasının…
This comment was originally posted on FriendFeed
Teşekkürler Özgür Uçkan. Aşşağı yukarı tam bir sene önce yazmışım bu yazıyı. O gün blogda 3 yorum almış yazı. Görüyorum ki burada daha faydalı olmuş. Tolga’nın bir üstte söylediklerine eklemek istediklerim var. Evet bugün ne müzik, ne de yayıncılıkta böyle bir örnek yok elimizde. Ancak endüstrinin başında oturanlardan bu değişimi beklemenin zamanı geçti artık. Alttan tazyikle olacak bunlar. Bundan 2 sene önce İsveç’te de yoktu bu harekete destek veren müzisyen ve yazar. Ama Tolga’nın da dediği gibi, bu konu tartışmaya açılırsa kesinlikle destek bulacaktır.
This comment was originally posted on FriendFeed
Teşekkürler Özgür Uçkan. Aşşağı yukarı tam bir sene önce yazmışım bu yazıyı. O gün blogda 3 yorum almış yazı. Görüyorum ki burada daha faydalı olmuş. Tolga’nın bir üstte söylediklerine eklemek istediklerim var. Evet bugün ne müzik, ne de yayıncılıkta böyle bir örnek yok elimizde. Bundan 3 sene önce İsveç’te de yoktu. Ancak endüstrinin başında oturanlardan bu değişimi beklemenin zamanı geçti artık. Alttan tazyikle olacak bunlar. Bundan 2 sene önce İsveç’te de yoktu bu harekete destek veren müzisyen ve yazar. Ama Tolga’nın da dediği gibi, bu konu tartışmaya açılırsa kesinlikle destek bulacaktır.
This comment was originally posted on FriendFeed
Haklısın Tolga, endüstri içerisinde bu stratejiyi geliştirebilecek/bu işi kendine mesele edinecek kimse yok (ya da varlar ama seslerini çıkartmıyorlar ya da ben duymadım)… Bu nedenle, “fevri olmak / ‘impulsive’ davranmak” gibi eleştirilerimle birlikte, Cem’e saygı duyduğumu da söylüyorum… Başka bir örnek vermek isiyorum: Aklıma 1993 yılında Kaan Çaydamlı ve Çetin Şan isimli iki arkadaşımın kurduğu efsanevi “Altıkırkbeş Yayınevi” geliyor: Yayınladıkları kitapların içine “Bu kitabı çalabilirsiniz” diye not düşüyorlardı…
Ve tabii ki şu meşhur metin: “Tüm fotokopi fanzinler, istedikleri Altıkırkbeş kitabını veya metnini çoğaltabilir, bozup yeniden yaratabilir. Okurlarımızı yasal dergileri değil ‘fotokopi fanzinleri’ izlemeye çağırıyoruz. Onlar sizi uçurumdan aşağı itecek güce sahiptirler ve uçmayı öğrenmenin vakti geldi. Yaşasın fotokopi, yaşasın kaos.” …
Şu anda böyle bir yayınevi yok… Ütopik fikirler ve endüstrinin gerçekleri, yan yana yaşaması hiç kolay olmayan şeyler, bu işler için kendi içerisinde bir…
This comment was originally posted on FriendFeed
Haklısın Tolga, endüstri içerisinde bu stratejiyi geliştirebilecek / bu işi kendine mesele edinecek kimse yok ( ya da varlar ama seslerini çıkartmıyorlar ya da ben duymadım)… Bu nedenle, “fevri olmak / ‘impulsive’ davranmak” gibi eleştirilerimle birlikte, Cem’e saygı duyduğumu da söylüyorum… Başka bir örnek vermek isiyorum: Aklıma 1993 yılında Kaan Çaydamlı ve Çetin Şan isimli iki arkadaşımın kurduğu efsanevi “Altıkırkbeş Yayınevi” geliyor: Yayınladıkları kitapların içine “Bu kitabı çalabilirsiniz” diye not düşüyorlardı…
Ve tabii ki şu meşhur metin: “Tüm fotokopi fanzinler, istedikleri Altıkırkbeş kitabını veya metnini çoğaltabilir, bozup yeniden yaratabilir. Okurlarımızı yasal dergileri değil ‘fotokopi fanzinleri’ izlemeye çağırıyoruz. Onlar sizi uçurumdan aşağı itecek güce sahiptirler ve uçmayı öğrenmenin vakti geldi. Yaşasın fotokopi, yaşasın kaos.” …
Şu anda böyle bir yayınevi yok… Ütopik fikirler ve endüstrinin gerçekleri, yan yana yaşaması hiç kolay olmayan şeyler, bu işler için kendi içerisinde bir…
This comment was originally posted on FriendFeed
Evet Melih bey, Altıkırkbeş’in o tavrını hatırlıyorum, hatta ilkgençlik dönemimde Altıkırkbeş’in yayımladığı tüm kitapları toplayıp koleksiyonunu yapmak gibi bir derdim olmuştu
Sonradan vazgeçtim tabii
Mesela o dönemde fiyat politikası da çok uygundu o yayınevinin, sonrasında (2001-2002′den itibaren belki) fiyat politikası da değişti, hatta piyasanın üzerine falan çıktı onların kitaplarının fiyatları (tabii ki bunun için kimse suçlanamaz, muhtemelen ciddi ekonomik sıkıntılar yaşıyorlardı). Şeyi merak ediyorum asıl, o bahsettiğiniz metin hala yer alıyor mu yeni yayımladıkları kitaplarda da? Eğer onu da kaldırdılarsa o da bir kayıptır.
This comment was originally posted on FriendFeed
Evet Melih bey, Altıkırkbeş’in o tavrını hatırlıyorum, hatta ilkgençlik dönemimde Altıkırkbeş’in yayımladığı tüm kitapları toplayıp koleksiyonunu yapmak gibi bir derdim olmuştu
Sonradan vazgeçtim tabii
Mesela o dönemde fiyat politikası da çok uygundu o yayınevinin, sonrasında (2001-2002′den itibaren belki) fiyat politikası da değişti, hatta piyasanın üzerine falan çıktı onların kitaplarının fiyatları. Şeyi merak ediyorum asıl, o bahsettiğiniz metin hala yer alıyor mu yeni yayımladıkları kitaplarda da? Eğer onu da kaldırdılarsa o da bir kayıptır.
This comment was originally posted on FriendFeed
Altıkırkbeş kapandı ya da uzun süredir kitap yayınlamaya ara verdi diye biliyorum ben, ama yanılabilirim de: Güncel haberleri almak için pek doğru bir kaynak sayılmam ben…
Uzun süredir görüşmüyoruz Kadıköy tayfasıyla…
This comment was originally posted on FriendFeed
O zaman bir ara bakayım bir kitapçıda ne alemdeler
This comment was originally posted on FriendFeed
yazıya ve yorumlara bayıldım:) tolga mümkünse çalışmanın tamamını burda paylaşabilir misin?
This comment was originally posted on FriendFeed
@nadir, teşekkür ediyorum. Şu anda çalışmayı bir derginin onayına gönderdiğim için paylaşmam mümkün değil. Fakat yayınlanırsa ya da reddedilirse memnuniyetle paylaşırım elbette.
This comment was originally posted on FriendFeed
@nadir, teşekkür ediyorum. Şu anda çalışmayı hakemli bir derginin onayına gönderdiğim için paylaşmam mümkün değil. Fakat yayınlanırsa ya da reddedilirse memnuniyetle paylaşırım elbette.
This comment was originally posted on FriendFeed
Bu konunun bu şekilde ilgi çekmesi çok hoşuma gitti açıkçası. @5 Posta, demik ki yazının bağlamı şimdi olgunlaşmış… Altıkırkbeş henüz kapanmadı, bir yayın planları var, ama kriz nedeniyle temkinli davranıyorlar. Piyasada kitaplarının büyük kısmı bulunuyor ve evet, o yazı aynen yer alıyor kitaplarında. @Tolga, yazın iyiymiş hakikaten, internet ortamında da yayınlarsın herhalde. Bu arada Benjamin’in denemesinin ve Melih’in paylaştığı yorumun bu konu için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Copyright meselesinin ortaya çıkışı aslında sanayi devriminin sosyo-ekonomik dinamiklerinin bir sonucu, meta, mal, üretim kavramlarının kapitalist dönüşümüyle ilgili bir süreç Ve bu süreç bugün artık sona ermiş görünüyor. 5 Posta’ya katılıyorum. Endüstriden bir şey beklemenin alemi yok, baskı kullanıcılardan ve üreticilerden gelecek. Cem Akaş’ın zamansız" çıkışı kendisine bir bedel ödetti, ama çok yakında bu tavrının ödülünü de toplayacaktır mutlaka.
This comment was originally posted on FriendFeed
ben teşekkür ediyorum:)
This comment was originally posted on FriendFeed